BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ! Dizi / Program / Film / Haber / Video / Oyuncu vb.

SHOW TV'nin ilgiyle izlenen dizisi Arıza'da Haşmet Gürkan karakterini canlandıran Ahmet Mümtaz Taylan, son çeyrek yüzyılın en etkin oyuncularından. Taylan, deneyimini ve yeteneklerini Arıza'da bir kez daha gözler önüne sererken geçtiğimiz ay Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde Gelincik'teki 'Karadayı' rolüyle 'En İyi Erkek Oyuncu' dalında ödül kazandı. Ahmet Mümtaz Taylan, Habertürk'ten Mehmet Çalışkan ile yaptığı röportajda Arıza'yı "Özenle tasarlanmış bir yapım" olarak değerlendirirken genç meslektaşlarına "Öğrenmek ve gelişmek ülküsünden ayrılmasınlar. Herkesi sabırla dinlesinler ama bildiklerini okusunlar" şeklinde salık verdi.

Ahmet Mümtaz Taylan...
Sinemada da TV'de de son çeyrek yüzyılın en etkin oyuncularından.
Bugüne kadar 37'si film, 34'ü dizi olmak üzere 71 yapımda rol aldı. Ayrıca iki kısa film çalışması da bulunuyor.
Yönettiği tiyatro oyunu sayısı; 13... Biri tiyatroda, dördü sinemada olmak üzere 5 ödüle layık görüldü.

Ahmet Mümtaz Taylan, sinemadaki başarısının son örneğini Gelincik'teki 'Karadayı' rolüyle Antalya Film Festivali'nde kazandığı 'En İyi Erkek Oyuncu' ödülüyle gözler önüne serdi. Taylan'ın televizyondaki başarısının son örneği ise SHOW TV'de pazar günleri saat 20'de yayınlanan Arıza'daki 'Haşmet Gürkan' karakteri.

O3 Medya yapımı Arıza'yı Recai Karagöz yönetirken Ozan Aksungur senaryosunu yazıyor. Dizinin başrollerini Tolga Sarıtaş, Ayça Ayşin Turan, Ahmet Mümtaz Taylan, Olgun Toker, Levent Can, Murat Daltaban, Dilara Aksüyek, Cavit Çetin Güner, Uygar Özçelik, Pınar Çağlar Gençtürk, Ali Rıza Kubilay, Yağız Can Konyalı, Ali Seçkiner Alıcı, Cankat Aydos, Hazal Benli, Duygu Katagan, Kemal Burak Alper, Gökay Müftüoğlu ve Yeşim Salkım ile Yeşim Gül paylaşıyor.

'En İyi Erkek Oyuncu' dalında Altın Portakal kazanmak size neler hissettirdi?
Fark edilmiş, takdir edilmiş olmanın keyfi.

Ödüller, mesleğiniz adına nasıl bir etkiye sahiptir?
Ödül almış olmak oyuncu açısından dünün konusu. Bugüne bir katkısı yok. Her iş günü yeniden kendinizi kanıtlamak zorundasınız.

Arıza'nın ve 'Haşmet Gürkan'ın hangi özellikleri sizi dizide rol almaya yönlendirdi?
Geçmişteki hatalarını tekrar etmeden yaşamak için çaba sarf eden, bedel ödemiş, mücadeleci, ders almış bir karakter oluşuyla ilgilendirdi beni.

Sizce Arıza'nın alamet-i farikası nedir?
Özenle tasarlanmış bir yapım. Tüm aşamalarında titiz davranıldı. İyi senaryo, risk almaktan korkmayan genç bir yönetmenle oyuncular dahil tüm paydaşların dikkatle bir araya getirilmiş olması. En önemli ve son paydaş da seyircisi elbette. Seyirci kucaklamadığı sürece boşa kürek çekmiş olursunuz. Şanslı bir iş.

Hayat ve mesleğinizle ilgili en önemli derdiniz ne olmuştur? O dertleriniz, ne zaman, nasıl dert olmaktan çıkıp sefaya dönüştü?
En önemli derdim; meselesi olan, savunabileceğim işler yapabilmek. Bu dertler hiç peşinizi bırakmaz. Halen bu ve daha bir dizi kritere göre iş seçmeye çalışıyorum. Bu çabadaki tutarlılık, yıllar içinde benzer kriterlere sahip işlerin de seni arar hale gelmesiyle sonuçlanıyor. Bir buluşma hali yani. Sefa diye tanımladığınız şey olsa olsa o buluşmalarda gerçekleşiyor.

Kariyerinizin 31'inci yılında geriye dönüp bakacak olursanız nasıl bir tablo görüyorsunuz?
Utanılacak bir iş yapmadım. Sorumluluktan kaçmayan bir işçi olduğum bilinir. Seyirciyle iletişimim sıkı. Sevildiğimi, tercih edildiğimi biliyorum. İş arkadaşlarımdan saygı görüyorum. Daha fazlasını beklemiyorum.

31 yıllık kariyerinizde mesleğiniz adına edindiğiniz, yola yeni çıkan / çıkacak meslektaşlarınıza salık vereceğiniz öğreti ne olmuştur?
Öğrenmek ve gelişmek ülküsünden ayrılmasınlar. Herkesi sabırla dinlesinler ama bildiklerini okusunlar.

Kariyeriniz ve hayatınızla ilgili olarak aydınlanma dönemini ne zaman hangi olay sonrasında yaşadınız? Ve aydınlanma dönemleri yaşamaya devam ediyor musunuz?
Kızımı kucağıma ilk aldığım gün hayatımın da kariyerimin de en önemli günüymüş. Şimdi biliyorum bunun böyle olduğunu. En değerli şey onun gelişimine katkıda bulunmak. Geriye kalan her şey bir sürü önemli ve vazgeçilebilir şeyler.

Pandemiden önce salon sayısı ve seyirci sayısı açısından tiyatroyla ilgili olarak sayısal verilerin yükseldiğini görmüştük... Bu durum, tiyatroya olan ilginin arttığını mı gösterir yoksa artan nüfusun doğal bir sonucu mudur?
Tiyatro sahne sanatlarının er meydanıdır. İyi işin her zaman seyircisi vardı, bundan sonra da olacak. Tiyatro seyircisi ile oyuncunun arasında neredeyse sembiyotik denebilecek bir ilişki vardır. Bu nedenle tiyatro ölümsüzdür. Seyircisi birçok nedenle azalıp çoğalabilir ama ilişki hiç kopmaz.

Geçtiğimiz günlerde Kültür ve Turizm Bakanlığı, rekor düzeyde olarak belirttiği özel tiyatrolara maddi destek verdi. Tiyatrolar Kooperatifi ise yaptığı açıklamada bakanlığa 'Maddi destek almanın kriterlerini bilmek istiyoruz' şeklinde bir yazı göndererek destek dağılımından memnun olmadığını dile getirdi. Sizce maddi destek alan oyunlarda öncelikle hangi kriterler aranmalı?
İşlerini iş yapıyor olmaları yani söz verdikleri her akşamda perdelerini açıyor olmaları dışında hiçbir kriter aranmamalı. Tiyatrolara yardım ulufe değil, insana yapılan yatırımdır. Yürütmenin meşrebine uygunluk aramak, geri kalmış ancak öyle değilmiş gibi yapmaya çalışan arkaik yönetim biçimlerinin kriteridir. Bu ülkede sanatın hiçbir disiplinine hiçbir zaman yeterince yatırım yapılmamıştır. Bunu tüm geçmiş yönetimler için söylüyorum. Geçmişte de işler meşrebe uygunluk kriterine uygun yürütüldüğü için bugün hala sanat işletmeleri yardımsız yürütemiyorlar işlerini.

Tiyatro demişken, hiç Kel Hasan Efendi'nin kavuğunun belli dönemde nöbetçisi olma hayalleri kurdunuz mu?
Hayır kurmadım. O ayrıcalık onun yolunu takip eden, yaşatmaya çalışan tiyatrocuların hakkıdır. Eskilerin de çok güzel buyurduğu gibi; Tekkeyi bekleyen, çorbayı içer.

Hep iyi senaristin az olduğundan yakınılır. TV sektörünün ölçeğine ve son 20 yıldır Türk sinemasının gelişme sağlamasına rağmen iyi senaristlerin az olmasının nedeni nedir?
İyi senaristten ziyade iyi senaryo sorunumuz var. Yokluğun sebebi senaristlerin yetersizliği değil. Çalışma koşullarının ve formatların insani olmayışı. Senaristlerden 5 günde bir 140 dakikalık yani 100 küsur sayfalık dizi bölümleri yazmaları bekleniyor. Bu olmaz. Olmuyor işte. Dünyada benzeri yok. Senariste "bir yaz da beğenirsek bakarız" filan denilen bir başka ülke de yoktur. Senaryo işimizin omurgasıdır, en konforlu ortamda çalıştırılması gereken profesyoneldir senarist. Mevcut koşullar değiştikçe çok daha iyi senaryolar çıkacağı kesindir. Mevcut düzen sürdürülebilir değil. Sadece senaristler değil tüm çalışanlar eziyet çekerek işimizi yapmaya çalışıyoruz.

Mesleğinizin geleceği adına sizi umutlandıran veya karamsarlığa sürükleyen etmenler nelerdir?
Bilgili, görgülü, berrak zihinli, dünyada olup biten her şeyi dikkatle takip eden, teknolojiyi vücutlarının bir uzantısı gibi kullanan yeni kuşaklar geliyor. Onlar sektörde pozisyon aldıkça işlerimiz ve niteliği hep daha iyiye gidecek. Hayatın tabiatı bu. Biz sadece hızlandırabilir ya da geciktirebiliriz. Gençlere gölge etmeyelim yeter. Umutsuz olmak benim işim değil.