BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ! Dizi / Program / Film / Haber / Video / Oyuncu vb.

Kadrodaki deneyimli oyuncuların kariyerleri de diziye olan katkıları da zaten belli.
Genç oyuncular için ise birer kariyerli oyuncu olma yolunda ‘Gelsin Hayat Bildiği Gibi’nin sıçrama tahtası olacağı aşikâr.
O oyunculardan üçü Habertürk’e verdikleri röportajda duygu ve düşüncelerini dile getirdi.

Nilsu Berfin Aktaş
24 yaşında.
Yetenek Evi Sanat Akademisi Oyunculuk Bölümü’nden mezun olduktan sonra SHOW TV’nin fenomen dizilerinden ‘Kuzey Yıldızı: İlk Aşk’ta canlandırdığı ‘Gökçe’ ile dikkatleri üzerine çekti.
İlk film çalışmasını 2019’da ‘Rastlantı’ ile gerçekleştirdi.

Mustafa Açılan
32 yaşında.
Kazakistan’da işletme öğrenimi gördü.
2016’da başladığı oyunculuk kariyerinde bugüne kadar aralarında ‘Gelsin Hayat Bildiği Gibi’nin de yer aldığı 6 TV dizisinde rol aldı.

Özgü Delikanlı
26 yaşında.
Almanya’da hukuk, Türkiye’de ise sinema televizyon ve psikoloji öğrenimi gördü.
Aynı zamanda Almanya ve Türkiye’de oyunculuk üzerine eğitim aldıktan sonra Actor Studio’nun son hocası olan Jack Waltzer’ın oyunculuk sınıfına katılma hakkı kazandı.

NİLSU BERFİN AKTAŞ (GİZEM)

‘Gelsin Hayat Bildiği Gibi’nin hangi özellikleri sizi dizide rol almaya yönlendirdi?
Alışılmış bir senaryo değil, farklı ve her yönden ilgi çekici. Okurken, beni sürükledi! Bunu sağlamak çok kolay değil. Kendimi karaktere yakın hissettim. Her karakterin kendine özel hikayesi var, tek bir kişiye ya da kesime hizmet etmiyor.

Bir karakteri canlandırma adına kamera önüne geçmeden önce ne tür çalışmalar yapıyorsunuz? Dizideki karakteriniz için standart çalışmalar mı yaptınız yoksa bu karaktere farklı bir metotla mı çalıştınız?

Senaryoyu okurken ister istemez bütün karakterler kanlı canlı gözümde canlanıyor. Canlandıracağım karakterde ise önce kendimden bir şeyler arıyorum, bulduğum zaman daha kolay oluyor, bulamasam bile karaktere kendimden bir parça katıyorum. Aslında birçok metot var karaktere hazırlanmak ile ilgili ama ben o metotları daha çok sahne öncesi kullanıyorum. Yardımcı oluyorlar duygu çağırma vb gibi ama daha çok içimden nasıl geliyorsa net bir şey kullanmıyorum. Nasıl hissettiğime bağlı. Duygular ve hareketler bir anda geliyor. Hareket duyguyu getirir ayrıca gözlem yaparak biraz da olsa altından kalkıyorum.

‘Gelsin Hayat Bildiği Gibi’, izlenesi bir dizi…. Çünkü……………………………………………..

İzlenesi bir dizi çünkü az önce de belirttiğim gibi alışılmış bir senaryo ve tarz değil; oldukça farklı ve sürükleyici. Gençler yer aldığı için de çok renkli.

Oyunculuk size ne ifade ediyor?

Çok yönlülük! Tek bir hayata sahibim ama birçok hayat canlandırabilirim. Birçok insanın hissettiklerini çok olmasa da bir şekilde hissedebilirim, her hayattan birçok insan olma şansına sahibim. Hayatımı monotonluktan çıkaran şey de bu. Çok sevdiğim ve aşırı heyecan verici bir meslek. Oyuncu olmasaydım ne olurdum diye düşünmek zorunda kalmadım çok şükür.

Zaman zaman Z kuşağı çeşitli vesilelerle gündeme geliyor. Z kuşağını siz nasıl yorumluyorsunuz?

Z kuşağı bomba gibi geliyor, bence çok zeki ve mantıklılar. Hayata farklı pencerelerden bakıyorlar. Benim kardeşim de Z kuşağı. Hazırcevaplık, duygulardan çok mantıkla hareket etmek vs aşırı özendiğim, harika bir kuşak bence.

MUSTAFA AÇILAN (ARAZ)

Gelsin Hayat Bildiği Gibi’nin hangi özellikleri sizi dizide rol almaya yönlendirdi?

Öncelikle hikâye özgün bir hikâye. Her bir karakterin ayrı ayrı kendi hikayesi olması ve genel hikâyede yollarının kesişmesi çok etkileyici bir üslupla anlatılmış. Ve karakterim bu hikâyede herkesle çatışan biri. Bu beni baya heyecanlandırdı. Ayrıca Altan Dönmez ile çalışacak olmak bir diğer heyecanlandıran yanı oldu.

Bir karakteri canlandırma adına kamera önüne geçmeden önce ne tür çalışmalar yapıyorsunuz? Dizideki karakteriniz için standart çalışmalar mı yaptınız yoksa bu karaktere farklı bir metotla mı çalıştınız?

Karaktere hazırlanırken öncelikle hayattaki kavgasının sebebi olan duyguyu anlamaya çalışıyorum. Peşinden koştuğu, noksanlığını duyduğu duyguyu buluyorum. Daha sonra senaristin kalemine göre karakteri icra etme yolunda bir hayvanı canlandırıyorum gözümde. Ve o hayvanın karakter ile çakışan yönlerini içselleştiriyorum. Araz karakteri için Çetin Sarıkartal hocam ile çalıştık. Karakterin amacını bulduk. Kendime çok yakın bir amacı olduğu için kayıt dendiğinde pek zorlandığım söylenemez. (Gülüyor)

‘Gelsin Hayat Bildiği Gibi’, izlenesi bir dizi…. Çünkü……………………………………………..

Karakterler çok hayatın içinden geliyor.

Oyunculuk size ne ifade ediyor?

Oyunculuk benim için şımarmak. Şımarabildiğim eğlendiğim en büyük alan.

Zaman zaman Z kuşağı çeşitli vesilelerle gündeme geliyor. Z kuşağını siz nasıl yorumluyorsunuz?

Z kuşağı bilginin içinde doğdu. Her türlü bilgiye istenilen zamanda kolaylıkla ulaşılabilir bir çağda. Bence bunun hem olumlu hem de olumsuz yönleri oldu. Daha analitik, daha az risk alan, daha kaygılı bir nesil olarak gözlemlemekteyim.

ÖZGÜ DELİKANLI (MERT YILMAZ)
‘Gelsin Hayat Bildiği Gibi’nin hangi özellikleri sizi dizide rol almaya yönlendirdi?

Her şeyden önce hikayesi, sonra bu hikayeyi dünyalaştıracak olan usta isimlerden oluşması, hikayeyi anlatırken meseleye olabildiğince titiz ve detaycı yaklaşacak bir ekibin bir araya gelmesi ve son olarak karakterimin benden uzak olması öncelikli sebepler oldular. Çok değerli insanlarla bir aradayız ve hepsinden tek tek söz etmeye kalksam diğer sorulara vakit bulamam. Bu yüzden çok şanslıyız.

Bir karakteri canlandırma adına kamera önüne geçmeden önce ne tür çalışmalar yapıyorsunuz? Bu dizideki karakteriniz için standart çalışmalar mı yaptınız yoksa bu karaktere farklı bir metotla mı çalıştınız?

Ben bir karakter oyuncusuyum. Yeni bir benliğin doğum sürecini yaşamak için bir karakter çalışması yapmam gerekiyordu. Karakterimin doğasını anlamam gerekiyordu. Bunun için normalden daha hassas ve daha açık olmak zorundaydım. Karakter çalışması sürecinde karakterin özü, karakterin aksiyonu, karakterin ritmi ve karakterin gerçekliği gibi konular her şeyden öncelikliydi. Karakterin özü karakterin hayattaki en büyük çatışmasından oluşacağı için öncelikli olarak karakterin koşulları üzerine çalışmalar yaparak karakterin koşullarını anlamam gerekiyordu.
Daha önce tanışmadığım içimdeki Mert Yılmaz’ı ancak böyle keşfedebilir, ona ancak böyle yaklaşabilirdim. Bu süreç içerisinde karakterim adına önceden bir şeyler belirlemek yerine onun koşulları altında yaşamanın bana nasıl dokunacağı ile ilgilendim ve kendiliğinden gerçekleşecek olanlara izin vermek onlara sahip çıkmak ve sonrasında her şeyi rahat bırakmak üzerine bir yaklaşımım oldu. Bu beni bir şey yapma ihtiyacından alacak ve yaratıcı süreçte o anı, o durumu yalnızca yaşamama sebep olacaktı. Yeni bir benliğin yaratım süreci çok sancılıydı çünkü çok fazla belirsizlik vardı ve zaman azdı ama bu sancıyı karakterin gerçekliği açısından hiç bırakmamak ve ona izin vermek hem karakterin baskın ritmini hem de bu sayede onun doğasını anlamak adına çok kıymetliydi. Bu süreç içerisinde tümüyle onun koşulları altında yaşamaya özen gösterdim. Eylemlerini uygulamalarla anlamaya çalıştım. Kendiliğinden bir şeylerin doğması için özel hayatımda karakteri öncelikli tuttum ve yeni benliğimi ne kadar derin sahiplenebilirsem, onunla ne kadar vakit geçirebilirsem, onu o kadar keşfedebilecek ve gerçek bir karaktere ancak o zaman yaklaşabilecektim.

‘Gelsin Hayat Bildiği Gibi’, izlenesi bir dizi…. Çünkü……………………………………………..

Çünkü öze dair, çünkü her karakterin bir hikayesi var, çünkü herkes yaşayabilmek için gerçek bir savaş veriyor. Ne olursa olsun pes etmemek ve vazgeçmemek bu içinde bulunduğumuz zor günlerde tekrar hatırlamamız ve tutunmamız gereken gerçekler. Hikayemiz tam da bunu anlatıyor ve bize bunu hatırlatıyor. Bu kadar yetenekli ve özverili bir aileyle çalışıyorsanız eğer, o hikayenin gerçekliği ve samimiyeti konusunda hiç bir şüpheniz kalmaz ve bir bütünlük oluşur bu da direkt olarak izleyiciye geçer. Bu kadar fazla çatışmanın olduğu, hikayenin içinde yeni hikayelerin doğduğu ve ritminin hiç düşmediği bir hikaye kesinlikle izlenilesi.

Sizi öğrenimini gördüğünüz hukuk alanından yine öğrenimini gördüğünüz oyunculuğa iten etmenler nelerdir?

Hayatımın her evresinde tümüyle oyunculuğa ait olmam, profesyonel anlamda adım atmadığım dönemlerde dahi bundan emin olmam ve sonunda içimdeki yoğunluğu daha fazla görmezden gelemeden ait olduğum yere doğru yolculuğa çıkmam. Bu geçiş sürecinin riski, korkusu ve acısı beni sadece besleyebilir ve büyütebilirdi çünkü ait olduğum yeri biliyordum, ait olduğum yerden emindim ve çoktan her şeyi göze almıştım.

Oyunculuk size ne ifade ediyor? Actor Studio’da eğitim görmenizin oyunculuğunuza kattığı farkındalığın / farkındalıkların neler olduğunu söyleyebilirsiniz?

Oyunculuk benim için bir varoluş sebebidir. Benim için çok ciddi bir meseledir. Bence her insan hayatına devam edebilmek, yaşamını sürdürebilmek için bir spesifikliğe ihtiyacı duyar. Bu yüzden hep bir arayış içerisindedir. Ait olduğunu bilmeli, hissetmeli ve buna inanmalıdır. Bu insanın varım, yaşıyorum deme ihtiyacından doğar ve belki bu sayede bunca anlamsızlığın içinde kendi anlamını yaratmayı başarır. Ben de böyle varoluyorum.
Ustam ile olan ilişkim, ondan öğrendiklerim, felsefemiz, saatlerce süren çalışmalarımız, gece gündüz bitmeyen adanmışlığımız benim için oyunculuktan da ötedir, başka bir şeydir bu yüzden bunu buraya sığdırmam mümkün değil. Sürecimiz oyunculuk yapmamanın felsefesi, yaratıcı sürecin önemi, bilinçli bir şekilde bilinçaltına erişmeyi, içgüdünün kıymetini, eylemleri, durumları ve o durumlar içerisinde hayali koşullar altında an be an hareket etmek gibi kısaca hayatı ve insanı anlamaya çalışmakla geçti ve geçmeye de devam ediyor. Sürecin sonuçtan daha değerli olduğunu ve ancak o süreç içerisinde verilecek gerçek mücadelenin aktörü ve karakteri besleyeceğini anladık. Tümüyle karakterin koşulları altında yaşamak, o süreç içerisinde başımıza gelenlere izin vermek sonra onları sahiplenmek ve kendimizi rahat bırakmak üzerine bir yaklaşımı savunduk. Her gün biraz daha gerçeğe yaklaşmanın anlayışıyla çalıştık. Yeni bir benlik yaratmak ve o yeni benliğin artık ikinci doğamız olması üzerine hazırlandık. Ne söylesem yetmeyecek çünkü onlar benim ailem ve ben de yerleri çok ayrı ama ustamın bana en büyük öğretilerinden biriyle soruyu tamamlamak anlamı olabilir. Tamamlanmak mümkün değildir dolayısıyla sadece devam edebiliriz. Ben sadece çalışmaya devam edebilirim, etmeliyim, etmeliyim ki belki bir gün bu tarifi olmayan adanmışlığı ve hikayeyi anlayabilirim.

Hayatın size getirdiklerinden yeteri kadar memnun musunuz yoksa sitemkâr olduğunuz zamanlar oluyor mu?

Benim için zor bir soru çünkü bu derinlikteki sorulara öylesine cevap vermeyi hiç beceremedim. Bence kişinin içinde bulunduğu sürecin kendisi için ne kadar anlamlı olup olmadığı bu konuda çok belirleyicidir. Eğer süreci anlamlıysa, acıya ve engellere çoktan hazırdır ve bunları göğüsleyebilir ama eğer bir anlamı yoksa başına gelenleri çoktan dışlamıştır ve bu durumu aşamaz. Memnuniyette, memnuniyetsizlikte her zaman olacak. Bazen yer değiştirecekler ama hep bizimle gelecekler. Eğer anlamlı bulduğum, gerçek olduğunu düşündüğüm, gerçekten hissettiğim bir anın veya dönemin içindeysem ama hayat çok zor ve acılıysa ve karşıma daha başka engeller de çıkarıyorsa buna sitem etmem aksine bunu anlamaya çalışırım ve sakin olmam gerektiğini hatırlarım. Bazen olması gereken olur, o an amaçladığının önüne geçebilir ama gerçekleşmemesinin başka bir anlamı vardır. Tıpkı kazandığını düşünürken kazanmamak veya kaybettiğini düşünürken kaybetmemek gibi. Sitem etmek yerine bunu algılamaya çalışmak benim için her zaman daha değerlidir. Çünkü orada bir öğreti vardır orada bir denge vardır. O denge görülmeyeni veya unutulanı hatırlatmak için oradadır. İçinde bulunduğumuz dünyada zamanımızı sürekli bir şeylere ulaşmanın derdiyle ve tatmin olup olmadığımızın kaygısıyla geçiriyoruz. Önceliğin bu olduğu yerde ancak rahatsız olabilir ve sitem edebiliriz. Sadece ve sürekli büyük ve farklı beklentilerle yaşamak insanı sonunda mutlaka isyana sürükleyecektir. Hayat her şeyi getirebilir çünkü kendi tasarılarımızdan daima daha büyüktür ama biz unuttuklarımızı ve hatırlamadıklarımızı önemser ve onları anlamaya çalışırsak belki yine acı çekeriz ama sonunda kendi anlamımıza ulaşabiliriz. Uzun süredir anlamaya ve kabul etmeye çalışıyorum. Bence yaşamın dengesi bunu gerektiriyor.

Zaman zaman Z kuşağı çeşitli vesilelerle gündeme geliyor. Z kuşağını siz nasıl yorumluyorsunuz?

Benim de merak ettiğim neden sürekli bir şeyleri kategorileştirdiğimiz? Neden sürekli bir şeyleri karşıtlaştırdığımız? Ya da neden sürekli meselenin özünü kaçırdığımız? Sürekli bir şeyleri bizden değilmiş gibi yorumlamanın bir anlamı yok. Sağlıklı ve doğru iletişim kurmak konusunda bu kadar eksiğimiz varken bu durum nasıl yorumlanırsa yorumlansın sonunda eksik kalacak. Her kuşağın birbirinin devamı olduğunu ve değişen koşullara göre evrildiğini düşünüyorum. Eğer bir eksiklikten söz ediliyorsa bu insanın alt yapısının eksikliğindendir eğer bir önceki kuşakla ciddi bir farklılığın olduğundan bahsediliyorsa bu yine değişen koşulları görmezden gelen ve meselenin özünü kaçıran insanın umursamazlığındandır. Sonuçta her kuşak gibi onlarda kendilerinden önceki kuşakla büyüyorlar veya bir şekilde bir yerlerde onlarla iletişimde oluyorlar. Onlara yol gösterebilecek veya onların durumlarını anlayabilecek yetişkinler gençlerle gerçekten iletişim halindeler mi? Ya da iletişimleri ne kadar yeterli? Eğer bu kuşağın her şeye rağmen yanlış yolu seçtiği düşünülüyorsa bu kopukluğun veya dengesizliğin sebebi nedir? Bu noktada insanın yaklaşımının çok belirleyici olduğunu düşünüyorum. Son zamanlarda koşulların hiç olmadığı kadar ağır ve bir o kadar da hızlı değişmesi aslında bir dönemin sona erdiğini ve yeni bir dönemin başladığını gösteriyor. Bu algılamanın her anlamda değişmesi anlamına geliyor. İnsanın insana bakışının tümüyle değiştiği bu dönemde özellikle de eski değerlerin ve kavramların önemini yitirdiği bir dönemde her konuda eskiye göre büyük uçurumlar var. Meselenin özünü anlamak, durumu kavramaya çalışmak ve neleri kaçırdığımızı ve atladığımızı görmeye çalışmak yerine bir şeyleri sadece karşıtlaştırıp yorumlarsak aradaki uçurum daha da büyür ve bu kategorileştirme daha da sağlıksız bir hâl alır. Mesele taraf olmak değil mesele bizi birbirimizden koparan sebeplerin ne olduğunu anlamamız. En azından çabalamamız. Bunu anlamadan hiçbir şey değerlendiremeyiz.