Burak Altay: Babam emekli polis müdürü, rolde zorlanmadım

Güncelleme: 20 Aralık 2021 Pazartesi, 12:50:02

SHOW TV'nin iddialı yapımı 'Üç Kuruş'ta 'Cinayet Büro Amiri Bülent' karakterine hayat veren Burak Altay ile hem diziyi, hem de sanat yolculuğunu konuştuk.

Anne ve babasının oyuncu olmasında etkili olduğunu söyleyen Altay, "Tiyatrosever ve bu sanatla ilgili bir anne babam var, ikisi de okul yıllarında tiyatro oyunlarında oynamışlar. İzmir’de oturduğumuz yıllarda fuarda Devekuşu Kabare ve Nejat Uygur oyunlarına giderdik." diyor. Ünlü oyuncu, dizide canlandırdığı rol hakkında ise, "Hayatım boyunca bu role hazırlandım diyebilirim. Babam 40 sene boyunca teşkilatın çeşitli birimlerinde aktif görevli olan bir polis müdürüydü. Dolayısıyla hazırlığım çok zor olmadı." ifadelerini kullanıyor. Engin Altan Düzyatan, Rıza Kocaoğlu, Şebnem Bozoklu, Arda Öziri, Öner Erkan, Müjde Evrim ve Gözde Kansu gibi isimlerle okul arkadaşı olan Altay, o yılları da anlattı. Aytekin Teker'in röportajı...

'Üç Kuruş' için ilk teklif geldiğinde ne hissettin?
Televizyona iş yapmanın birçok kriteri var benim açımdan. Bunların en başında (aslında öyle olmaması gerekir) yapımcı geliyor… Ay Yapım ile daha önce çalışmamıştım. Proje zaten sektörde konuşulan bir projeydi, beklenen ve merak edilen. Yönetmen Sinan Öztürk ile daha önce çalışma fırsatım olmamıştı fakat 'Çukur' dizisinde kurduğu değişik ve bence fantastik dünyayı inandırıcı kılması beni etkilemişti açıkçası. Dolayısıyla teklif geldiğinde diğer görüştüğüm projeler arasında benim açımdan daha da öne çıktı. Karakter dönüşüme açık, gizemli ve gelişebilir olduğundan. Biraz da benim açımdan kişisel olarak bildiğim, yabancı olmadığım, istediğim bir alandan gelince hemen audition metnini oynadım ve bana güvendiler böylece projeye dahil oldum...

Senaryo hakkında neler söylemek istersin?
Çok ciddi bir emek ve çalışmanın ürünü her hafta ortalama 120 sayfa bir şeyi yazmak çok zorlayıcı... İstanbul, trafik, hava şartları, mekan problemleri, sosyal medya, seyirci tepkileri bütün bu yan unsurları göz önünde bulundurmak zorunda senaristler. Yeni bir dünya kurmak o dünyayı inandırıcı kılmaya çalışmak bir sürü hikayenin kuyruğunu birbirine değdirmek bütün bu unsurlar içerisinde bir hikayeyi anlatmak zeka ve disiplin isteyen bir şey. Çok büyük bir sorumluluk. Genel hikayeyi bilmekle beraber ben de her hafta heyecanla bekliyorum nasıl ilerleyecek neler olacak diye. Bu vesileyle Damla Hanım (Serim) ve Murat Bey’e (Uyurkulak) teşekkür ediyorum, zor bir işi başarıyla götürüyorlar.

"BABAM EMEKLİ POLİS MÜDÜRÜ"
Cinayet büro amirini canladırıyorsun? Rolünle ilgili bir ön çalışman oldu mu?
Hayatım boyunca bu role hazırlandım diyebilirim (Gülüyor). Şaka bir tarafa babam 40 sene boyunca teşkilatın çeşitli birimlerinde aktif görevli olan bir polis müdürüydü. Türkiye’nin çok çeşitli bölgelerinde babamın mesleği dolayısıyla bulundum, çocukken okuldan çıkınca karakol koridorlarında sandalyeleri birleştirip uyutulan, annesi okuldan çıkıp gelene kadar daktilolarla oynayan, eski ifade tutanaklarından uçak yapan, telsiz seslerini ninni gibi dinleyen bir çocuktum. Yabancı olduğum bir ortam değil. Babam çok erdemli bir polisti. Ondan bu mesleğin halkın içinden gelip onların refahı ve güvenliği için çalışan üniformasını çıkardığında evine ailesine giden normal insanlar olduğunu gördüm. Dolayısıyla hazırlığım çok zor olmadı.

Set ortamı hakkında neler söyleyebilirsin?
Yıllardır bir arada olan ekiple birlikte çalışıyoruz. Yapım şirketi bu tempoda oldukça özenli ve hassas. Cast bir işte çok önemli. Sadece iyi oyuncuları değil birbiriyle uyumlu kişilerin bir arada olması önemli, bu anlamda keyfim çok yerinde.

Oyunculuk serüvenin nasıl başladı? Daha küçük yaşlarda 'oyuncu olacağım' diye bir arzun var mıydı?
Benzer genelde diğer başlangıç hikayeleriyle. Ailemin de katkısı var tabii ki. Tiyatrosever ve bu sanatla ilgili bir anne babam var, ikisi de okul yıllarında tiyatro oyunlarında oynamışlar. Her fırsatta tiyatroya giderdik. İzmir’de oturduğumuz yıllarda fuarda Devekuşu Kabare ve Nejat Uygur oyunlarına giderdik. Kasetlerden ezberler evde oynardım misafirlere. Hatırladığım anılarım bunlar… Zaman içerisinde başka heveslerim olsa da tiyatro bir şekilde hayatımda oldu. 16 yaşında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin sınavlarına girdim. Kendim hazırlandım, tiratları ezberleyip anneme, babama, ablama oynadım . Sınavda başarılı olunca böylece başladı her şey.

"ŞEBNEM PUNK'ÇI, ALTAN LORD, RIZA TRİBÜNDE BÜYÜDÜ"
Engin Altan Düzyatan, Rıza Kocaoğlu, Şebnem Bozoklu, Arda Öziri, Öner Erkan, Müjde Evrim ve Gözde Kansu gibi isimlerle okul arkadaşısın ve uzun yıllara dayalı bir dostluğun var. O dönemlerden biraz bahsedebilir misin?
Tiyatro eğitimi çok kapsamlı bir eğitim günün ortalama 12 saatini okulda kalan kısmını da hep beraber geçiren çocuklardık. Bu kadar yoğun bir eğitim içerisinde bir noktada kardeş gibi oluyorsunuz. Ailenizden çok beraber vakit geçiriyorsunuz. 1996 yılından beri devam eden bir serüven. Başka başka işlerde, başka yerlerde de olsak birbirimizi takip ederiz, arayı fazla açmayız. Projeleri seçerken konuşuruz. Fikir alışverişimiz vardır. Birbirimizi eleştiririz. Yapabileceklerimizi biliriz, gerekirse beraber çalışırız.

Üniversite döneminde unutmadığın bir anın var mı?
Anı anlatma konusunda çok iyi değilim. Birçok şey yaşadık birlikte. 27 Mart haftamız çok özeldi bizim için dramatik yazarlık bölümünün Suat Taşer kısa oyun yazma yarışmasında ödül alan oyunları sergilerdik o hafta. Birbirimize nazar boncuğu takmak gibi bir geleneğimiz vardı. Okulda kalmak yasaktı. En maceralı gecelerimiz rahmetli Oktay Abi’den ve sahne teknisyeni Koray’dan anahtar alıp gizli gizli sahnede kaldığımız gecelerde olurdu. Eğlenceli bir sınıftı bizim ki. Herkesin bir tarzı vardı. Şebo bir dönem punk’çıydı mesela, Altan Lord gibi takılırdı, Rıza tribünde büyüdü denebilir, Arda arabalara motorlara meraklıydı. Çok renkli bir dönemdi. Hal böyle olunca anılar da öyle renkli oluyor. Bir anı seçmek çok zor benim için.

"MAYISLAR BENİM İÇİN ARTIK BURUK"
2018'de hayatını kaybeden Arda Öziri ile çok yakın dosttun. Ölüm yıl dönümünde de duygusal bir mesaj paylaştın. Kendisi hakkında bir şeyler söylemek ister misin?
Çok erken kaybettik. Arda benim boğazımda yutkunamadığım bir lokma gibi. Her aklıma geldiğinde içimden konuşurum onunla. Onu bir motosiklet kazası ile kaybetmek beni ve tabii ki bizi çok sarstı. Benim doğum günüm 25 Mayıs, Arda’yı 27 Mayıs’ta kaybettik. Mayıs ayları artık benim için buruk, hayat devam ediyor. Çok üzüldüğümde çok takıldığımda Arda tamam abartmayın devam edin diyor... Öyle biriydi o. Anılarımızla devam ediyoruz hayata. Yadigar kalan Belkıs Annemiz var, arada onunla konuşuruz, dertleşiriz biraz… Ama devam etmek zorundayız.

"ENGELLİ ARKADAŞIM İLHAM OLDU"
Üniversite tezini, "Fiziksel kusurların birey psikolojisine etkileri" üzerine yazmışsın. Bu konuyu neden seçmende etken neydi?
Hayatta bizi etkileyen şeyler üzerine çalışmayı severiz. Bu tezi seçme nedenim aslında ilham veren bir engelli arkadaşımla ilgili. Nasıl böyle güçlü olabildiğini ve pozitif kalabildiğini hep merak ederdim. Psikolojiyi sevmişimdir her zaman. Savunma mekanizmaları ile ilgilendim okudum. Lisans tezimi seçerken bu merak etkili oldu. Daniel Day Lewis’in My Left Food filmindeki performansı çok etkilemiştir beni. Filmin bir tiyatro metni olduğunu öğrendiğimde artık bu konuyu seçmekten başka şansım kalmamıştı. Beni çok geliştiren bir süreç oldu her anlamda.

'Asmalı Konak' ve 'Kampüsistan' dizileriyle tanıdık seni... Kendi dönemlerinin en çok izlenen dizileriydi. O günlerden bugüne hem oyunculuğun hem de sektördeki değişimler hakkında neler söylemek istersin?
En başta o zamanlar dizi süreleri 50 dakika civarıydı. Zamanla yarışma gibi bir dert yoktu. Bir hikayeyi makul bir çalışma süresiyle tadını çıkararak çekme şansımız vardı. Bir kere çok değerli yönetmenler Çağan Irmak ve Uluç Bayraktar’la yolun çok başında çalışma şansım oldu. Meral Okay, Mahinur Ergun gibi iki müthiş hikayeciyi tanıdım. Daha önceki işlerimde Fikret Kuşkan’dan, Asmalı Konak zamanı Menderes Samancılar’dan çok şey öğrendim. Baktığım zaman bu işlerden önce de şanslıydım. İlk dizimde Erden Kıral ile çalıştım. Ali Özgentürk, Cemal Şan, Bahadır İnce gibi birçok önemli isimle kesişti yolum. Bu fırsatları iyi değerlendirdiğimi düşünüyorum geriye bakınca. Sektörün bugün geldiği nokta çok zorlayıcı. Hem yaratıcı hem insani açıdan... Ama Türk dizi sektörü olarak bütün ekipler süper kahraman gibi çalışıyor. 90 dakikaya yerli dizi yersiz uzun derken 150 dakikaları zorlar hale nasıl gelindi hiç anlayamadım bunu. Herkese başta sağlık ve kolaylıklar diliyorum. 'Asmalı Konak' ve 'Kampüsistan' zamanının ötesinde işlerdi... O çalışma şartları şu an dijital platformlarda yakalanabiliyor.

Kendini 3 kelime ile anlatabilir misin? Seni en iyi hangi kalimeler tasvir edebilir...
Yok ben kendimi birkaç şeyle tanımlayamam, bence kimse tanımlayamaz. Hayatın içinde birçok şey oluyoruz, her şey değişiyor zamanla yerini başka şeyler alıyor. Belli tanımlamalar altında değerlendirme yapmayı sevmiyorum.

Tiyatro, sinema, televizyon? Hayatınızın geri kalan kısmında sadece birini tercih etmek zorunda olsan hangisini seçerdin? Nedeniyle açıklar mısın?
Bu üç farklı alan gibi görünse de oyunculuk açısından birbirinden ayrı şeyler değil aslında. Sadece oyunculuğu ölçeklendirme farkı var dolayısıyla birini diğerinden daha farklı yapan şey oyunculuğu yaptığınız ortamın değişmesi. Ama tabii ki sahnede olmayı seviyorum.

"OYUNCU OLMASAYDIM PSİKOLOJİ OKURDUM"
Bir de müzisyen kimliğin var. Sahne aldığın zamanlar da oldu. Müziği hayatın neresinde konumlandırıyorsun?
Müzik hayatımda hep vardı. Ablam müzik öğretmeni küçük yaşlardan beri Türk Sanat Müziği dinletirdi babam, şarkı söyletir, sesimizi kaydederdi. 3 yaşında söylediğim “Zeytin gözlüm sana meylim nedendir” kayıtlarını hala saklıyorum. Canlı müzik dinlemeye gittiğim bir akşam sahnedeki arkadaşım bir şarkı için sahneye davet etti. O bir şarkı 3’e 5’e çıkınca mekan sahibi gazinocular kralı gibi teklifte bulundu, ben de yapmak istedim yaptım. 4 yıl 'Perişan Perşembe' adı altında müzik yaptık. Yine yapabiliriz. Müziği oyunculuktan ayrı tutamayız zaten. Okul yıllarında Arda ile beraber İzmir Devlet Operasında çalıştık 1 sezon. Şarkı söylemek, dinlemek, müzik hep var.

Oyuncu olmasaydın hangi mesleği yapmak isterdin?
Psikoloji okurdum herhalde diye düşünüyorum. Ama zevkle yapacağım başka bir meslek E-spor oyuncusu olmak olabilir (Gülüyor).

"KIZ BABASI OLMAK ÇOK BAŞKAYMIŞ"
Kız babasısın... Baba olduktan sonra hayata bakış açın nasıl değişti?
Baba olmak anlatılabilecek bir şey değil galiba. Ama hakim duygusu çok sevgi ve bir o kadar da kaygı. Birçok şey değişiyor hayatta, öncelikler değişiyor, motivasyonun değişiyor, bir güzel sözü dünyayı cennete çevirebiliyor mesela, en kötü anı da… Melek Arya benim en büyük önceliğim. Kız çocuk bir başka derlerdi hep, ne alakası var derdim ama haklılarmış.

Çocuğunuzun da oyuncu olmasını ister misin?
Arya ne olmak isterse onu olabilir, ben desteklerim tüm gücümle gerçekten istediğine inanırsam...

Boş zamanlarında ne yapmaktan zevk alıyorsun...
Ya çok farklı şeyler değil boş zamanlarda yaptıklarım. Kızımla vakit geçirmeye çalışırım. İzlerim, okurum, gezerim. Kürek sporuyla ilgiliyim bu aralar, bir de tabii ki konsol oyunları... (Gülüyor)

Son olarak; İleriye yönelik bir planın veya hayalin var mı?
Sağlıklı bir şekilde uzun yıllar işimi yapmayı hayal ediyorum. Kızımın büyüdüğünü ve refah, mutlu bir Türkiye’de yaşadığını hayal ediyorum. İz bırakmış işlerle ve yaşadığım hayatla seçimlerimle, ona onurlu gururlu bir miras bırakmayı hayal ediyorum. Bunu ülkemin bütün çocukları için yürekten istiyorum.

'ÜÇ KURUŞ'UN SEKİZİNCİ BÖLÜMÜNDE NELER OLACAK?
Kimliği ortaya çıkan İrfan'ın şehirden kaçmaktan başka yolu yoktur. Kartal ve Efe ellerindeki "takma" isimle İrfan'ın peşine düştüklerinde beklemedikleri birinin radarına girerler. İrfan ortalardan kaybolmadan önce annesinin ısrarı ile Kartal'a bir şans daha verir ve Kartal'a hayatının en çetin ikilemlerinden birini yaşatır. Efe, bir yandan Leyla ile arasını düzeltmeye çalışırken bir yandan da Kartal'ı İrfan'dan korumaya çalışır. Öte yandan İrfan'ın bir sonraki adımı Kartal ile Efe'yi hiç beklemedikleri bir yerden vuracaktır.

Senaryosunda Damla Serim, Murat Uyurkulak ve Eset Akçilad'ın imzası bulunan, Sinan Öztürk yönetmenliğindeki 'Üç Kuruş'un kadrosunda Uraz Kaygılaroğlu, Ekin Koç, Diren Polatoğulları, Nesrin Cavadzade, Aslıhan Malbora, Nursel Köse, Civan Canova, Zafer Algöz, Mustafa Kırantepe, Uğur Yıldıran, Umutcan Ütebay, Damla Makar, Melissa Yıldırımer, Aytaç Uşun, Süreyya Kilimci, Cenk Kangöz, Alişan Uğur, Burak Altay, Muttalip Müjdeci, Asena Girişken, Tuğçe Yolcu, Emrullah Çakay, Goncagül Sunar, Cüneyt Yalaz, Canan Atalay, Aylin Engör, Volkan Kıran, Özkan Özipek, Ömer Çobanoğlu, Ömer Civan Şit gibi genç kuşağın öne çıkan oyuncuları ile usta isimler buluşuyor.