BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ! Dizi / Program / Film / Haber / Video / Oyuncu vb.

Nursel Köse, oyunculuk kariyeri, Almanya’daki yaşamı ve evliliğiyle ilgili samimi açıklamalarda bulundu. Ekrandaki dominant görüntüsünün canlandırdığı karakterlerin yansıması olduğunu dile getiren Köse, "Sert, keskin, güçlü ve baskın rolleri oynamaya tipim elverişli." diyor. Malatya doğumlu olan oyuncu, üniversite eğitimi için gittiği Almanya'da, "Birçok önyargılarının var olduğunu gördüm." ifadelerini kullanırken, müzisyen eşi Ulrich Mertin ile 2018'de hayatını birleştirmesine rağmen, evliliği hala 'korkarak baktığı' bir kurum olarak nitelendiriyor.

'Üç Kuruş'tan gelen teklifi kabul etmenizde en önemli etkenler nelerdi, senaryoyu okuduğunuzda ilk ne hissettiniz?

İlk önce karakter analizini okudum, detaylı ve özenle uzun uzun anlatılmıştı 'Neriman'… Çok beğendim. Bu rol sanki bana yazılmış hissi verdi. Senaryoyu okuyunca başka bir aleme yolculuk yapmış gibiydim. Çok etkileyici bir hikaye, müthiş karakterlerle beslenen olayların akışını okuyunca çok sevdim Üç Kuruş’u. Piyasadaki işlerden farklı olacağını hissetmem kararımı çok kolaylaştırdı.

'Çıngıraklı Mahallesi'nin ablası hatta annesi gibisiniz. Herkesi bir arada tutan, herkese sahip çıkan bir karakteri canlandırıyorsunuz. 'Neriman'ı bir de sizden dinleyebilir miyiz?
'Neriman', 'Kartal'ın (Uraz Kaygılaroğlu) büyük halası, babasının küçüğüdür üç kardeştirler. (Oktay Civan Canova) uzun süre önce devreden çıkmış olduğu için 'Neriman' evin kadını, evin erkeği, 'Kartal'ın annesi, babası, yol göstericisi, akıl hocası, her şeyidir özetle. İllegal dünya içindeki hiyerarşik ağ ile ilgili bilgi sahibidir. Mahallede saygı ve sevgi görür. 'Kartal' olmadığında işlerini üstlenebilir. Ailede 'Kartal’la beraber işleri de kontrol eden, kasaya bakan tek kadındır.

Canlandırdığınız rolle gerçek karakterinizin uyuştuğu noktalar neler?

Güçlü kadın imajı. Ciddiyetli görünüş, güçlü mizahı, dili hem sert, hem de tatlı olma durumları diyebiliriz.

Rolünüzle ilgili bir ön çalışmanız oldu mu? Sonuçta Roman kültürünü yansıtıyorsunuz...

Evet. Önce birçok belgesel izledim. Dünya üzerine dağılmış Romanların nerden geldiklerini, kültürlerini, dillerini, gelenek ve göreneklerini yeniden araştırdım. Almanya’da sosyal ve kültürel çalışmalarım arasında Roman çocuklarla birçok projem olmuştu. Fakat Romanlar yaşadıkları ülkeye uyum sağladıklarından birçok ortak özelliklerine rağmen çok farklılık gösteriyorlar. Bunları ayrıştırmaya çalıştım. Mahalleye gittim, birçok kişi ile konuşup sohbet ettim. Beden dillerini, hal ve tavırlarını izledim, 'Neriman’ı birilerinde yakalamaya çalıştım… Yani yaz tatilimi biraz bu işe hazırlıkla geçirdim.

Bu karakterin size öğrettiği veya anlamlandırdığı bir şey oldu mu?

Her gün, her bölümde oluyor diyebilirim. Zapt edilemeyen yeğenlerle, hasta ve yaralı bir ağabeyle inanılmaz zor şartlarda gündelik hayatta kalma savaşı yanında mahallede sevdikleri ile düzeni korumak, birlik ve beraberlik adına insanca yaşamak, kabul görmek adına dış dünyaya karşı sürekli bir mücadele veriyor 'Neriman'. Tüm bunları yaparken kendi mutluluğunu bir kenara itmiş olmanın ve özelinden birçok şeyi feda etmenin derinliğini anlamlandırmaya çalışıyorum.

Sizin için senaryo mu öncelikli, yoksa canlandırdığınız karakter mi?

Her ikisi de birbirinden ayrılmaz. Hikayeler dizi içinde zamanla değişiyor, karakterler de öyle; tıpkı hayat gibi. Senaryonun hikayesi beni sarıp içine çekmeli, merak uyandırmalı koşulum var kendi kendime. Karakter ise tanımadığım, daha önce hiç oynamadığım kişiliklerle beni tanıştırmalı mesela... Yapımcı, kanal ve yönetmen ile uyuşmamız da önemli etkenler arasında.

Uzun yıllardır hem sinemada hem de televizyonda izleyicinizle buluşuyorsunuz. Sinema ve televizyonun sizdeki yeri nasıl?

Kamera önü, kamuoyu demek, insanlarla direkt iletişim demek… Ülkemde ve dünyanın birçok yerinde hiç tanımadığın insanların evine konuk olmak demek; oyunculuk… Seyirci severse baş köşesine oturtuyor seni, aileden biri kabul ediyor. Rol model olma misyonu da taşıyor işimiz.

17 yaşındayken özel öğrenci olarak Köln Üniversitesi Mimarlık öğrenimi için Almanya'ya gidiyorsunuz. Oyunculuk serüveniniz de bu sırada başlıyor. Aynı zamanda tiyatro da yapıyorsunuz. Bir Türk olarak o dönemde zorlandınız mı?

Yurtdışına, başka ülkelere gitmek; bambaşka kültürlerde yaşamak beraberinde göçmen statüsü getiriyor bizim gibi ülkelerin insanlarına. Birçok önyargılarının var olduğunu gördüm. Gittiğin ülkeye adapte olmak, dinini, kültürünü anlamak, geleneğini göreneğini öğrenmek, illa ki dilini konuşmak gerekliliği var. Dışarıdan gelmiş, bambaşka kültüre ait bir insan olarak; ana toplumda önce bir yer, bir konum edinmek gerekliliği de mevcut ve bu hiç kolay değil başlangıçta. Üniversite bitirmek yetmiyor orada yaşamak için, diploma hak ettiğin yere getirmiyor hemen. Kabul görmek için; kendini, yaptığın işleri göstermen, onay alman gerekiyordu. Yabancı olarak ayrımcılık yaşamak, ötekileştirilmek, yanlış anlaşılmak, gettolarda yaşamaya itilmek, böyle yaşayan ortak kültürden insanların ezildiğini görmek gibi durumlarla sürekli bir devir daim halinde olmak durumu vardı.

Bir de edebiyat yönünüz; şiir, öykü ve deneme kitaplarınız var. Yazarlık size nasıl bir hissiyat veriyor?

Yazmak hayatımın başka bir yanı. Şiire, ruhum sonbahar yaşarsa sarılıyorum, melankolik yanım yazıyor şiiri. Radyo tiyatroları yazdım; çok farklı bir keyif, çocukluğumda radyo tiyatrolarını çok dinlediğim nostaljik zamanlara götürdü beni mesela. Soytarı Özgürlüğü kitabım mizahi bir oyuncu biyografisi gibi... Şimdi ilk romanımı bitirdim: bilim kurgulu polisiye. Yayınevi ve editör çalışmaları aşamasındayım. Malum yayın evleri de pandemi ve ekonomik krizden payını almış durumda, ne zaman kitap çıkar biraz belirsizlik içindeyiz.

Nursel Köse’yi 3 kelime ile anlatabilir misiniz?

Toleranslı, neşeli, çalışkan.

Biraz da özel hayat diyelim... Evlilik nasıl gidiyor?

İyi gidiyor. Pişmanlık yaşamadık ikimiz de henüz çok şükür (Gülüyor).

Daha önce ‘evlilikten korkuyorum’ demiştiniz…

Hala korkarak baktığım bir kurum evlilik.

Sizinle ilgili yorumlara baktığımda dominant bir karakter olduğunuza dair yargı var. Canlandırdığınız rollerin etkisi de olabilir. Gerçek hayatta nasılsınız?

Kesinlikle oynadığım karakterlerin yansıması bu. Sert, keskin, güçlü ve baskın karakterleri oynamaya tipim elverişli sanırım. Gerçek hayatta bir Türk kadını olarak önümüze altın tepside sunulmuyor fırsat eşitliği. Engelli koşuda gibiyiz hayat boyu. İdmanlı olmak, güçlü olmak, zorlayıcı olmak, talep etmek ve yılmamak durumundayız insan gibi eşit koşullarda yaşamak ve hatta hayatta kalmak için. Bu biz kadınların yumuşak ve ılımlı, anaç yanlarımızı törpülemekten de geçiyor. Biz Türk kadınları duygusal zekamızı geliştirip erkek toplumunun kurallarına baş kaldırmamızı kaçınılmaz kılan bir sürü mücadelenin içinde buluyoruz hayat boyu kendimizi. Sevginin, barışçıl olmanın, toleranslı ve ön yargısız olmanın kalplerin kapılarını açtığını düşünen ve bunu özelimde uygulayan biriyim.

Gündelik hayatınızda ne yapmaktan zevk alırsınız, hobileriniz neler?

Yoğun tempolu çalıştığımda, kendime daha çok özen gösteririm. Mümkün olduğunca doğaya çıkıp yürüyüş yaparım. Bunu yapmayı çok seviyorum. Pilates yapmayı pandemide bırakmıştım yeniden başladım. Film seyrederim, yazarım, yemek yaparım, bu arada ev kadınlığım da iyidir.

'ÜÇ KURUŞ'UN ALTINCI BÖLÜMÜNDE NELER OLACAK?

İrfan’ın mesajıyla yıkılan Kartal, Efe’nin desteğiyle zar zor düğüne gelir. Düğününde dosta düşmana yıkılmadığını kanıtlamaya çalışırken, bir yandan da içi içini yemektedir. Efe, Kartal’ı toparladığını sanırken, düğünde Leyla’dan aldığı darbeyle kendisi dağılır. Kardeşi dediği İrfan’ın ortak yaralarını deşmesiyle zayıf tarafı ortaya çıkan Kartal, en ummadığı yerden bir yara daha alınca yeni bir düşman edinir. İrfan’ın ise etrafındaki çember iyice daralmaktadır. Üstünü kapadığını sandığı bir cinayetin karşısına çıkmasıyla, İrfan en mahrem sırrını açığa çıkarmak zorunda kalır.