BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ! Dizi / Program / Film / Haber / Video / Oyuncu vb.

Dışarıdan bakıldığında tam bir salon beyefendisi.
Aslında suç dünyasının en korkulan liderlerinden olup vahşi, acımasız, kinini asla unutmayan ama kendi ellerini de asla kirletmeyen biri.
Kızı 'Bahar'dan başka kimse veya bir şey yoktur önemsediği.
'Nezih'...

'Üç Kuruş'un 'Nezih'i Zafer Algöz, dizinin kendisini hangi etmenleriyle etkilediğinden, imkân olsa hangi yıllarda yaşamak isteyeceğine kadar geniş bir yelpazede Habertürk'ten Mehmet Çalışkan'ın sorularını cevapladı.

'Üç Kuruş'ta 'Nezih'i canlandırmanız için teklif geldiğinde size 'Evet, varım' dedirten nedenler neler oldu? Sizi bir yapımda rol almaya yönlendiren ana unsurlar nelerdir?

- Netflix için biz Erşan Kuneri’yi çekerken zaten onun sonlarına doğru Uraz (Kaygılaroğlu) böyle bir projeden bahsetmişti. Yani böyle bir şeyde oynayacağından bahsetmişti. Doğal olarak benim de onun sayesinde projeden haberim oldu. Hem de Ay Yapım’ın çok kaliteli ve uzun soluklu işler yaptığımı bildiğim için aynı zaman da Uraz’dan da hikâyeyi öğrendiğimden konuya vakıftım. Bir de Romanların dünyasını ben çok seviyorum. Birçok Roman arkadaşım var; sanatçı, müzisyen. O yüzden Romanların da hayatını anlatması bana çok enteresan geldi. Onun için kabul ettim.

Sizce 'Üç Kuruş'u daha başından itibaren özel bir yapım haline getiren özellikleri nelerdir?

-Bahsettim aslında. Romanların hayatını anlatması bana çok cazip geldi.

'Nezih', karanlık bir karakter. Böyle bir karakteri canlandırırken yeterli etkiyi oluşturma adına özel bir çalışmanız oldu mu / oluyor mu?

-Özel bir çalışmam olmadı. Ben kaliteli oyuncunun her şeyi oynayabileceğini düşünürüm hep. Genelde beni komedyen olarak insanlar biliyorlar. Yani komedi ağırlıklı oynadığım için. Ama bunu yıllar önce kırdım. Salkım Hanım’ın tanelerinde oynadığım mesela kötü ve negatif bir karakterdi. Onun dışında Beren Saat’le dizimiz vardı İntikam adında. İntikam’da da Beren’in kayınpederini oynuyordum. Orada da böyle entrikacı bir adamı oynuyordum. Zaten böyle kötü karakterleri oynamanın bence en anahtar tarafı, bakın ben nasıl kötüyümden ziyade karakter anlamında adamın kötü olduğuna inanmanız lazım. Kötüyüm ama böyle olması gerekiyordu. Zaten kötü olan insanlar da ‘bakın bende kötüyüm’ diye yapmazlar kötülüklerini. Hep doğru olduklarına inandıkları için yaparlar. O nedenle kötü karakteri oynamak biraz zordur. İnandırıcı olduğunuz zaman da güzel olur. Ben de inandırıcı olmaya çalışıyorum.

1992 - 2021... İçinde bulunduğunuz sektörün dinamikleri hızla değişiyor. Değişmeyen, çeşitli türdeki gerek sinema, gerekse TV yapımlarının köşe başı karakterlerini canlandırmış / canlandırıyor olmanız. Bunun için elbette başarılı oyuncu olmak, işe saygı duymak baş unsurlar. Kendinizi geliştirme, geleceğe taşıma adına ne gibi çalışmalarınızın ve metotlarınızın olduğunu paylaşabilir misiniz?

-1992’den 2000’e kadar aktif olarak devlet tiyatrolarında oyunculuk yapıyordum. 2000-2005 senesinde, o beş yıllık zaman içerisinde İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda müdür yardımcılığı yaptım. Benim idarecilik yaptığım dönemde devlet tiyatrosunun 25 tane prodüksiyonu sahnelendi ve hepsi full oynadı. Hem yurtiçinde hem yurtdışında birçoğu da ödül aldı. O anlamda başarılı olabilmek gündemi yakından takip etmeye çalışırım. İyi tiyatro oyunu, televizyon dizisi ve sinema filminde oynamak isterim. Biraz da projeleri güzelleştiren elbette yazılı olan metin. İstediğiniz kadar kaliteli oyuncularla çalışın eğer yazılı olan metin yani senaryo iyi değilse oyuncuların da çok fazla katkısının olamayacağını gördüm yıllar içerisinde. Onun için de daha çok yazılı olan metne dikkat ederim. Kimlerle oynadığıma, kimin çekeceğine… Bunlar tabii önemli. Başarılı olmanın sırrı hem çok çalışmak hem de iyi bir proje seçmek diye düşünüyorum.

Kariyer tablonuza baktığınızda gördüklerinizi bizim için açabilir misiniz?

-Kariyer tabloma baktığımda ben devlet tiyatrolarında aşağı yukarı birçok oyuncunun hayal bile edemeyeceği çok önemli rollerde oynadım. Hamlet’te, Amadeus’ta oynadım. Onun dışında Yaşar Yaşamaz, Macbeth… Yani hem Türk oyunlarından hem Dünya klasiklerinden, modern, çağdaş oyunlarından da birçok oyun oynadım. İlk defa Umur Bugay’ın Saygılar Bizden dizisiyle kamera karşısında geçtim. Bu da benim için çok iyi bir tesadüf oldu. Çünkü rahmetli Kemal Sunal’ın da yönetmen Zeki Ökten’in de ilk televizyon dizisiydi. Hayal kurduğum işleri yapabilme şansına sahip oldum. Mesela Ağır Roman’ı roman olarak çıktığında ilk defa okuyanlardan biriyim. Ağır Roman’ı okuduktan sonra dedim ki burada Gaftici Fethi diye bir rol var. Gaftici Fethi’yi sinema filmi yapsalar ne güzel film olur ve ben de Gaftici Fethi’yi oynamak isterim diye içimden geçmişti. Nedense orada bir sürü erkek rolü olduğu halde Gaftici Fethi’yi sevdim. Yıllar sonra da beni Müjde Ar bir gün beni aradı. Dedi ki “Sinema filmi yapacağız Ağır Roman. Orada biraz sana göre küçük ama çok tatlı bir rol var oynar mısın?” dedi. Ben de “Gaftici Fethi mi?” dedim. Böylece yıllar öncesinden kendime ayırmış olduğum rolü gidip oynama şansına sahip oldum. Ağır Roman’da kendi türünde Türkiye’de güzel yapılmış bir sinema filmiydi. Hem kadrosu hem hikâyesiyle. Şöyle bir geriye dönüp baktığımda herhâlde devlet tiyatrolarında yaklaşık 40 oyun oynamışımdır. 3-4 tane de oyun yönettim. Sinema ve televizyon dizisi 20-25 tane olmuştur. Bizim tabii hem şansımız hem şanssızlığımız diyelim. Benim çok genç tiyatro yaptığım yıllarda Türkiye’de bir tane televizyon kanalı vardı. TRT vardı, sonradan çok kanallı bir yayın dönemine geçti Türkiye. Bizden önceki dönemin hiç şansı olmadı. Çok kıymetli hocalarımın, sanatçı büyüklerimin, çoğu da rahmetli oldu zaten. Onların zamanında bu kadar çok televizyon ağırlığı yoktu Türkiye’de. İnsanlar hep radyo tiyatrosuyla ya da sinema filminde insanları tanıyordu. Türkiye de bütün dünya gibi çok hızlı bir gelişim gösterdi. O anlamda başarılı olabilmek için de bu mayın tarlasında, bu kadar çok işin yapıldığı yerde kendinize pozitif anlamda değer katacak işlerin içinde olmaya gayret ediyorsunuz. Birazda eğer başarılıysam bence bunun sayesinde.

Dijital platformların dizi ve film sektörüne etkisinin neler olduğunu / olacağını düşünüyorsunuz?

-Dijital platformlar aslında ayrı bir soluk getirdi Türkiye’ye. Çünkü televizyon dizilerinde her şey reyting ölçümlerine bağlı. İstediğiniz kadar çok masraflı, çok büyük bir prodüksiyonda çalışın eğer dizinin reytingleri üçüncü, dördüncü bölüme kadar istenilen seviyeye gelmiyorsa reklam geliri de düştüğü için doğal olarak televizyon kanallarıyla, yapımcı firmalar arasında böyle bir vedalaşma oluyor. Ama dijital kanalda öyle değil. Dijital kanalda bir şeyi blok olarak çekiyorsunuz; 8 bölüm, 10 bölüm ya da 12 bölüm. Ve süre olarak çok cazip. Televizyon kanallarıyla yaptığınız iş, benim gördüğüm en minimumu 125 dakika oluyor. Akşam 8’de başlıyor, gece 12’ye kadar devam ediyor reklamlarla birlikte. Dijital platformda böyle bir şey yok. Süreler daha kısılmış vaziyette. 45 dakika, bilemediniz en fazla 1 saat oluyor. Türkiye’de de birçok dijital platform var. Bunlar da yavaş yavaş iş yapmaya başladıkları için televizyon sektörünün karşısında farklı bir alternatif olarak duruyor. Elbette televizyon seyretmek başka bir şey. Eve gidip herhangi bir kanalı açıp seyrediyorsunuz ama dijital kanala insanlar ayrıca bir para veriyorlar, oraya üye oluyorlar. Üstelik de bize bağlı tarafı, istediğiniz saatte bıraktığınız yerden tekrar seyredebilme şansınız var. Televizyon öyle değil. Dijital platformun da televizyon kanallarına olumlu anlamda katkısı olduğunu düşünüyorum. Belki ilerleyen zaman dilimi içerisinde televizyon dizileri eski minütajına döner. Eskiden çünkü prime time 1, prime time 2 vardı. Yani bir kanalın iki tane televizyon dizisini seyrediyorduk. Akşam 8-10, gece 10-12 saatlerinde. Şimdi öyle değil. Akşam 8’de başlayıp gece 12’ye kadar devam ediyor. Belki süreleri biraz daha kısaltıp dijital platformdaki gibi daha kompakt işler yapılmasına vesile olur diye düşünüyorum.

En sıra dışı yeteneğiniz nedir?

- (Gülüyor) Bilmiyorum ki. Ben oyuncunun birçok yeteneğinin olmasını düşünen biriyim. Sadece tek tip bir rol oynamaktan ziyade oyuncunun başka başka yeteneklerinin olmasını savunurum. Doğrusu da budur. Sadece oyunculuktan ziyade oyuncunun müzik kulağının olması lazım. İyi şarkı söylemesi, ritim kulağının olması, dans etmesi, sportif becerilerinin olması lazım. O anlamda mesela benim pek çok becerimi birçok insan bilmez. Onu zamanı geldiğinde gösteririm. Gösterdiğimde de sende madem böyle bir marifet varmış neden daha önceden söylemedin derler. (Gülüyor)

Sizin hakkınızda asla tahmin edemeyeceğimiz özelliğiniz nedir?

-Çok çabuk sinirlenirim aslında. Haksızlığa, aptallığa kızarım. Herkes beni çok neşeli, hayatın pozitif tarafını gösteren bir adam olarak görür. Ama gerçekte öyle değil. Hiç ummadığınız bir anda bir şeye sinirlenip onu kafaya takabilirim. Kafaya taktığım zaman da o bende 24-48 saat gider. Ama pek dışarıya belli etmem.

Kendinize ve çevrenize en çok keyif veren ve sorun yaşatan kişilik özellikleriniz nelerdir?

-Valla en çok keyif veren özelliğim herhâlde sohbetçi olmam. Çünkü bulunduğum ortamda hep pozitif insanların olmasını isterim. Bir çalışma ortamı olabilir. Bir eğlence, yemek, tatil olabilir. Öyle yerlerde insanlarla birlikte toplu olarak eğlenmeyi, paylaşmayı severim. Belki de benim, insanların en çok sevdiği tarafım budur. Pek sorun yaratan tarafım yoktur.

Herkesin zaman zaman hayatını sorguladığını düşünüyorum. Sizin de hayatınızı sorguladığınız zamanlar oluyor mu? Oluyorsa içinizi ısıtan yaşanmışlıklar ve içinizi sızlatan pişmanlıklar / ıskalamalar nelerdir?

- Kusursuzum diyen insan zaten en büyük kusuru burada işlemiştir. Hepimizin insan olarak hataları vardır. Bilerek birini kırayım, inciteyim diye hareket etmem. Benim de elbette hayatım boyunca kırdığım, incittiğim, üzdüğüm insanlar olabilir ama bunlar hep olayların gelişimi neticesinde olmuştur. Planlı olarak birine acı vereyim, üzeyim, birinde zarar bırakayım diye asla düşünmedim. Böyle bir insan olmadım.

Son günlerde en çok neyi / neleri dert ediyorsunuz? Neden?

-Son günlerde en çok dert ettiğim şey ülkenin ekonomik gidişatı. Çünkü özellikle pandemi döneminden sonra sadece ülkemizde değil dünyanın birçok yerinde insanların hayat standartları giderek küçülmeye başladı. Her ne kadar biz bütün dünyada Dolar ve Euro sabit duruyor, Türk parası değerini kaybediyor desek de Dolar ve Euro’nun sabit kaldığı ülkelerde bile hayat standartları yavaş yavaş pahalı bir noktaya geliyor. Çünkü yaşadığımız bu pandemi süreci hem ekonomik anlamda hem de psikolojik anlamda çok yıprattı. İnsanların birbirlerine karşı belki tahammülleri kalmadı. Biraz onun yaratmış olduğu depresiflik de var tabii. Ama bütün bunlar gelip geçer diye umut ediyorum.

Bir zaman makinesi olsa hangi zamanda yaşamak isterdiniz?

-Bir zaman makinası olsaydı 1950 ve 1970 yılları arasında Türkiye’de yaşamak isterdim. Bence Türkiye’nin en güzel yılları.