BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ! Dizi / Program / Film / Haber / Video / Oyuncu vb.

SHOW TV'nin izleyicileri ekran başına kitleyecek olan yeni dizisi 'Şeref Sözü' bu akşam saat 20'de başlıyor. Her çarşamba günü yayınlanacak olan dizinin yapım şirketi TIMS&B Productions... Yapımcıları ise Timur Savcı ile Burak Sağyaşar.

ADABEYLİ ADASI'NI VE ADABEYLİ AİLESİ'Nİ BÜYÜK SIRLAR BEKLİYOR
'Adabeyli Ailesi' sahip oldukları adada kendi koydukları kurallar çerçevesinde yaşamaktadır. 'Cihan Adabeyli'; koskoca bir servetin ve toprakların yegane sahibi, atadan kalma bir düzenin temsilcisidir.
Ansızın Adabeyli Adası'na bir telefon gelir ve 'Cihan Adabeyli'nin tüm hayatı geçmişte canını kurtaran bir adama verdiği şeref sözünü tutma vaktinin gelmesiyle değişir. Arayan 'İsra'dır.
'İsra'nın tek bir umudu vardır; o da 'Cihan Adabeyli'dir.
'İsra'nın Adabeyli malikanesine 'Cihan'ın eşi olarak gelmesiyle tüm düzen alt üst olacaktır.
Adabeyli Adası'nda 'İsra'nın gelişi ve yanında getirdikleriyle geçmişin sırları ortaya dökülecek, geleceğe dair büyük bir yangının fitili ateşlenecektir.
Verilen 'Şeref Sözü' geride kalan her şeyin yıkımına ve çok büyük acılarla sınanacak destansı bir aşkın doğumuna sebep olacaktır.
Tanıtımlarıyla büyük ilgi gören ve yeni sezonun en çok merak edilen dizisi olarak öne çıkan 'Şeref Sözü', görkemli prodüksiyonu, çarpıcı öyküsü ve ünlü isimlerden kurulu zengin oyuncu kadrosuyla dikkat çekiyor.
Yönetmenliğini Cevdet Mercan'ın üstlendiği, senaryosu Eda Tezcan imzalı 'Şeref Sözü'nün kadrosunda Tolgahan Sayışman, Sude Güler ve Hülya Darcan, Aras Aydın, Öykü Çelik, Meltem Gülenç, Umut Kurt, Toprak Sağlam, Bülent Düzgünoğlu, Mert Yavuzcan, Hülya Şen, Nazlı Çetin, Sıla Korkmaz, Begüm Alınca, Sahra Gümüş, Görkem Türkeş yer alıyor.

KOCA BİR ADA FİLM PLATOSUNA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

TIMS&B Productions proje için Türkiye dizi tarihinde ilk kez 480 bin m2'lik bir adayı dev bir platoya dönüştürdü. Özel tasarım tablolar, mobilyalar ve objeler ile hazırlanmış dünya, ihtişamlı Adabeyli Konağı ve tüm mekânlarıyla 'Şeref Sözü'nün tanıtımları göz kamaştırdı.
Adabeyli Adası'nda ve ailesinde kuralları koyan 'Cihan Adabeyli'nin dünyasında ihanetin telafisi, kahpeliğin affı yok. Ancak 'İsra' için gururdan ördüğü duvarlarını da kanunlarını da çiğneyecek olan 'Cihan Adabeyli'nin hikâyesi şimdiden büyük merak uyandırıyor.
O 'Cihan Adabeyli' karakterini canlandıran Tolgahan Sayışman, Habertürk'ten Mehmet Çalışkan ile yaptığı röportajda 'Şeref Sözü'nü özel kılan etmenler, baba olmasıyla ilk kez tattığı duyguların kendisinde yol açtığı değişiklikler ve kariyerinin bu döneminde kendisini nasıl hissettiğiyle ilgili olmak üzere birçok konuda açıklamalarda bulundu.

'Şeref Sözü'nün hangi özellikleri sizi etkilediği için dizide rol almayı kabul ettiniz?
İlk olarak beni etkileyen prodüksiyonun ihtişamı, ikincisi; yapım şirketi ve yönetmenin projeye olan inancı üçüncüsü ise oynayacağım karakter oldu. Bu üçü projeye sıcak bakmamı sağladı.

Canlandırdığınız 'Cihan Adabeyli' karakterini analiz eder misiniz?
Karakterim, 'Adabeyli Ailesi'nin yeni temsilcisi çok yürekli, cesur bir yandan da karanlık yanları olan nevi şahsına münhasır bir karakterdir. İster istemez bir kibre sahip ama çok tutkulu, ağzından çıkan sözler kanun niteliği gören bir adam... Büyük bir adası ve orada neredeyse kendine ait bir halkı var. O halk içinde orada bir kral. Devlet tarafından özel eğitilmiş, bir yandan devlete de çalışan, işlerinin başka bir boyutu ve derinliği de olan fakat zamanında bu işlerden zarar görmüş o yüzden de paranoyaya tutunmuş bir karakter.

'Şeref Sözü'nün hikâyesi verilen bir şeref sözü üzerine kurulu. Hayatınızda hiç sizden bir şeref sözü talebinde bulunan oldu mu?
Aslında şeref sözü eşittir şerefinin ve namusunun üzerine yemin etmek. Ben de kendi hayatımda yemin ettim ve yerine getirdim. Şeref ve namus üzerinde verilen söz bizler için başka bir meseledir.

Kariyerinizin bu döneminde kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Kendimi olgunluk döneminde hissediyorum. Açıkçası biraz da yorgun hissetmiyor değilim. Çalışmayı çok seviyorum orası başka ama mental bir yorgunluk var. Ben çok az uyuyup çok fazla düşünen ve çok fazla işle meşgul bir insanım. Şu an başka yaptığım işler var. Bunlar da yavaş yavaş medyaya yansıyacaktır. Bunların toplamında mental bir yorgunluk baş göstermeye başladı. Mental yorgunluk bazen konsantrasyonumu düşürebiliyor ama bu işi çok sevdiğim için yapıyorum.

Sosyal medya hesaplarınızın takipçilerinden de anlaşıldığı üzere geniş bir yaş aralığına hitap ediyorsunuz. Bunun sırrı nedir?
Sırrım yok. Bilmiyorum fakat böyle bir gerçek var. Bunu korumak için özel düşünüp tasarladığım bir şey yok. Ben içimden geldiği gibi davranan bir insanım. Bizim mesleğin belli başlı matematikleri vardır. Onları yerine getiriyorum o kadar.

Yaşamınız oğlunuz Efe ile birlikte güncellendi. Baba olmak ruhunuzda ne gibi değişimlere yol açtı?
Çok şey değişti. Tamamen değiştim diyebilirim. Daha önce sahip olmadığım ve bilmediğim bir duygu yaşadım. Aşk değişik bir şey. Benim Almeda'ya duyduğum bir aşk vardı ve evlendim. Daha önce böyle bir şey yaşamamıştım ama bu başka bir boyut. Beni tamamen değiştirdi. Sorumluluklarımı arttırdı, geleceğe bakışımı değiştirdi, konsantrasyonum tamamen Efe oldu. Bir karar alırken mutlaka onu düşünerek alıyorum. Bunlar tabii ki hayatımda birçok şeyi değiştirdi.

Hayata ve insanlara bakış açınızda nasıl değişimlere neden oldu?
Empati duygum daha fazla arttı. Özellikle çocuklu anne ve babalara karşı empati duygum arttı. Çocuğun insanlar için ne kadar önemli bir varlık olduğunu anladım. Bu da benim empati duygumu çok arttırdı.

Pandemi döneminde herkes yaşamını, değer yargılarını, önceliklerini gözden geçirdi. Siz bu dönemde nasıl bir öğretiye sahip oldunuz?

Ben pandemi döneminden önce de benzer şeyleri düşünüp bunlardan tasarruf eden biriydim. Açıkçası hayat kısa. Burada sahip olduğumuz hiçbir şeyin asıl sahibi biz değiliz. Pandemi de bize bunu öğretti. Ben bunu zaten yakın bir süre öncesinde de öğrenmeye başlamış bir insandım pandemi de bunun sağlamasını yapmış oldu. Herkese güzel dersler ve mesajlar verdi. Anlayabilen anladı ama insanoğlu biliyorsun ki hemen hayatına kaldığı yerden devam edebiliyor.

Türk dizileri dünya çapında izleniyor. En çok dizi ihraç eden ikinci ülkeyiz. Sizce bu durumun devam edebilmesi için neler yapılması gerekli?
Bunun devam etmesi için sektörün kendisini geliştirmesi gerekiyor. Kime sorsan bundan ayrı bir dert yanıyor. Bence bu manada devletimizin sektöre destek olması gerekiyor. Bu illa maddi anlamda değil ama belediyelerin özellikle dizi setlerindeki prodüksiyonları rahatlatması açısından daha fazla destek olması gerekiyor. Çünkü prodüksiyonlar maliyetli şeyler, onlar ne kadar kuvvetli olursa yurt dışındaki ilgi o kadar artıyor. Ben yurt dışında satış yapan bir oyuncuyum hatta bunların başında gelen oyunculardan biriyim. Gittiğim ülkelerde röportajlar yapıyoruz veya o kanalların CEO'larıyla mutlaka yemek yiyoruz. Orada sorduk 'Niye bizi tercih ediyorsunuz' diye. İlk verilen cevaplardan biri 'Prodüksiyonlarınızı seviyoruz, kostümleri ve mekânları seviyoruz' dediler. Buradan da anlıyoruz ki bizim prodüksiyona özen göstermemiz gerekiyor. Bunun için de maddi imkanların yeterli olması gerekiyor. İkinci olarak da sürelerin kısalması gerekiyor. Bu uzunlukta diziler olmaz. Bu kadar uzun olunca senaryolar kısır döngüye dönüyor ve yaratıcılık tükeniyor. Dizilerimizin ilk bölümleri çok güzel oluyor zaten oradan satış yapıyoruz. İlk 10 bölüm mükemmel geçiyor ama sonrasında hemen hemen hepsi aynılaşmaya başlıyor. Bunun önüne geçmek için senaryoları kısaltmak gerekiyor. Bölümler kısalınca yaratıcılık da artıyor. Bunu düz matematik ile düşünmemek gerekiyor. Ondan sonra işin seyir zevki başka bir yere gidiyor ve performanslar izlenmeye başlıyor. Sürekli çalışılan bir sette performanslar üst düzeye çıkmayabiliyor. Sabahın 4'ünde bir insandan çok yüksek bir performans alamazsınız. Öyle bir şey söz konusu bile değil. Büyük ihtimalle bunu 10 sene önce söyleseydim beni topa koyarlardı ama şu an rahatlıkla söyleyebilirim ki biz ABD dizileriyle yarışan bir sektör haline geldik. İster kabul etsinler ya da etmesinler. Daha mı iyiler orası tartışılır. Ben kalite farkıyla ilgili bir şey söylemiyorum ben satış miktarıyla ilgili konuşuyorum. Şu anda dünya çapında adamlara rakibiz. Bu rekabeti devam ettirmek için üstüne koymamız gerekiyor. Bundan 20 sene önce ABD dizilerinde hiçbir ünlü oyuncu göremezdiniz. Bunlar unutuldu. Sen bu işin duayeni olarak biliyorsun ama yeni jenerasyon bundan bihaber. Şimdi iş farklı bir noktaya geldi. Ünlü oyuncuların dizide oynamaları hakaret gibi bir şeydi. Bu adamlar bu şekilde prodüksiyonları arttırıyorlar. Bizim de kendi imkanlarımızla kendimizi geliştirmemiz lazım. Mevcut düzeydeki performansları artırmamız gerekiyor. Bunun başında da senaryo sayfasının düşmesi, çekim sürelerinin kısalması ve bütün çalışanların performansının artması gerekiyor. Dizimizde de ilk bölümde seyirci görsel şova doyacaktır.

Tolgahan Sayışman ile röportaj yaparken iki yıl önceki Angola gezisi aklıma geldi. Rol aldığı dizilerin yayınlandığı ülkede geniş bir hayran kitlesi edinen Sayışman, aldığı bir davet üzerine başkent Luanda'ya gitti.

Türkiye'den Angola'ya direk uçuş olmadığı için Dubai aktarmalı uçuşla 22 saat sonra ulaştığımız Luanda'da Tolgahan Sayışman, havalimanının içinde ve dışında bekleyen binlerce hayranının ilgisinden dolayı oluşan izdihamın ortasında kaldı. Sayışman, havalimanı polisinin yetersiz kalmasıyla çağrılan özel timin uğraşları sonucu kalabalığın içinden kurtarılarak oteline ulaşmayı başardı. Hoş, otelin önündeki manzara da havalimanındakinden farklı değildi. Orada da oluşan izdihamdan özel korumaların uzun uğraşları sonucu odasına girebilmişti.

İki yıl önce Afrika ziyaretiniz olmuş, orada da büyük bir ilgiyle karşılanmıştınız. Şöhretin yaşamınızdaki yeri nedir?
O çok ekstra bir durumdu. Birkaç ülkede daha başımıza geldi ama Afrika'da gerçekten apayrı bir ilgi ve alaka vardı. Ben bunlardan beslenen bir adam değilim. O dönemi geçtim. Çok şükür burada da yaşıyoruz benzer ilgiyi burada da görüyoruz ama oradan bizlere ulaşılması daha zor olduğu için daha nadir gittiğimiz yerler olduğu için bir izdiham oluyor. Ben bunlardan beslenen biri değilim aksine çok da çekinirim. Hatta şu pandemi süreci benim için harika oldu. Maske takıyorum, şapka takıyorum, gözlük takıyorum, yani tanınmamak için elimden geleni yapan birisiyim. Benim değerlerim çok farklı. Şan, şöhret insanların kendini kaptırmaması gereken aldatıcı ve geçici kavramlar. Benim önceliğim ailemdir. O yüzden beni bu taraflar beslemiyor. Zaten beslemesini de istemem.