Kendine İyi Bak butik bir program

Kendine İyi Bak butik bir program

Ebru Akel, dün ilk bölümüyle SHOW TV ekranında izleyiciyle buluşan yeni programı ‘Kendine İyi Bak’ için “Hayatın içinde merak ettiğimiz her şeyi benim dilimde anlatacağım, farklı konukları ağırlayacağım çok tatlı, butik bir program” diyor ve ekliyor: "Çalışmak benim vitaminim."

 

Ebru Akel’le tanışıklığımız yaklaşık 15 yıl öncesine dayanıyor. Geçen her yılda, hayatımızdaki her gelişmede beraberdik. Güzel yaşanmışlıklara yepyeni hikâyeler ekledik. Röportaj yapmak için her bir araya geldiğimizde “Konuşulacak ne kaldı?” cümlesini asla kurmadık. Çünkü Ebru Akel hep kendini yeniledi, geliştirdi ve birçok konuda öncülük yaptı. Sunduğu programlara olan hâkimiyetiyle ‘Türkiye’nin En İyi Kadın Canlı Yayın Sunucusu’ unvanınıysa sonuna kadar hak etti. Akel’le Etiler Daily News’te buluştuk. SHOW TV’de dün yayına giren ‘Kendine İyi Bak’ adlı programını, yaşamını, hayallerini ve geleceği konuştuk. Fotoğraflarımızı Hakan Öcal çekti.

 

'Yıllar Bana güzelliklerle geldin'

Çok uzun yıllardır tanışıyoruz ve ben senelerdir sende en ufak bir değişim görmüyorum. Hadi sırrını paylaş artık.

Ben de sende değişim görmüyorum. (Kahkahalar) Bu işlere başladığımızda 20’li yaşlarımızdaydık. İnsanın ne zaman değişime geçtiğini bilmiyorum ama yılların bana güzelliklerle geldiğini düşünüyorum. Kendimi farklı bir şeyin içine sokmadım. Burnumdaki beni bile defalarca aldırmayı düşünüp sonra vazgeçmiş insanım. (Gülüyor)

Hiç cerrahi müdahale yok değil mi?

Cerrahi müdahale hiç yok ama oksijenler, vitaminler ve lazer uygulamaları var.

Dün ‘Kendine İyi Bak’ programıyla ekrana geri döndün. Artık cumartesi ve pazar sabahları saat 08.30’da SHOW TV’de olacaksın. Hoşgeldin.

Hoşbulduk, güne nasıl başlarsan öyle gider. Hafta sonu alternatif bir program yapmak istiyordum, gelen bu teklif de bana özgür bir alan verdi. Kendimi iyi hissettim. Kanalım da Show TV olunca güvenli bir şekilde yola çıktım.

Programın içeriğinde neler var?

Life style diyebileceğimiz, normal yaşamda ilgimizi çeken, hayatın içinde merak ettiğimiz her şeyi benim dilimde anlatacağım bir program olacak. ‘eğlencelİ ve sürprizlere açıK’

Senin dilini tanımlar mısın?

Ebru’ca yani daha anlaşılır. Tam kalbimden ve beynimden geçen soruları sorabildiğim, cevapları net bir şekilde alıp seyirciye aktarabileceğim bir program olacak. Eğlenceli, tekdüze olmayan, sürprizlere açık, farklı konukları ağırlayabileceğim bir platformu olan, hoş ve çok tatlı butik bir program diyebiliriz.

İlk bölümüyle de büyük beğeni topladı...

Evet, ilk bölümde Gözde Kansu’yla mutfakta yumurtalar kırıp tostlar yaptık. Gelen konuklarım kendini rahat hissedip istediği her şeyi yapabilir. Önder Tiryaki’yle de 5 dakikada nasıl gece makyajı yapılacağını gösterdik.

Sen bir programa konuk olduğunda neler beklersin?

Sorduğu sorunun cevabını dinleyen kişiyle sohbet etmeyi seviyorum. O zaman insan oraya vakit ayırdığına, gittiğine mutlu oluyor. Ben de her konuğumun, “Bugün Ebru’nun programında çok eğlendim, yeni bir şey öğrendim, çok kahkaha attık” gibi sözler söylemesini isterim. Beklentimi her zaman yüksek tutarak gelen konuğa da öyle davranıyorum.

 

Aslında programa bir gazeteci gibi hazırlanıyorsun, konukların için araştırma yapıyorsun...

İddialı bir şey söyledin. Tanıdığım biriyse girizgâh benim için daha kolay oluyor ama yeni insanları keşfedip soru sormak da çok güzel. Mesut Yar benim için “Ekranlarda en iyi soru soran kadın” demişti. Çok hoşuma gitmişti. Editoryal anlamda ön çalışmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. O kişiye verilen değeri gösteriyor.

Konuğunun özel hayatıyla ilgili bir gündemi varsa sorar mısın?

Yok, o benim işim değil, insanların hayatları kendine özel. Bana yapılmasını istemediğim şeyi başkasına yapmam ama sorudan soruya da fark var. Mesela sen bana bugüne kadar her soruyu sormuşsundur. Soru sorabilmenin önemli bir meziyet olduğunu düşünüyorum.

Küçükken gazeteci ya da haber spikeri olmayı hiç düşünmüş müydün?

Düşünmedim ama ilk dönemlerimde haber spikerliği teklifi gelmişti. Fakat ben biraz daha hareketli ve farklı şeylerin içersinde olmak istedim. Oyunculuk, beni her zaman bir şeylere bağlı kalmaktan uzak tuttu. Spiker olabilmek için bunun altyapısını ve eğitimini çok farklı almam gerekirdi. Yıllarca haberde staj yapıp koşturup o işin mutfağında da olup öğrenmek isterdim ama haber sunmayı hiçbir zaman hayal etmedim. Çok saygı duyuyorum.

 

‘İkinci çocuk kısmet’

İş temposu artınca, eve ayırdığın zaman azalacak mı?

Hayatımı aileme göre planlıyorum ama çalışmak benim vitaminim ve o vitamini almak zorundayım. İşimi, eşim ve ailem desteklerken yapmamam söz konusu olmaz. Mutluyum işimi yaparken. Zamanı iyi kullanmasını biliyorum. Her sabah çok erken kalkıp oğlumu okula kendim götürüyorum.

Oğlun Eren seni televizyonda gördüğünde ne yapıyor?

Gülüyor. Gazetede fotoğrafımı görünce de acımasız ve tatlı bir şekilde “Beğendim” ya da “Beğenmedim” diye yorum yapıyor. (Gülüyor) Biliyorsun çocuklar önyargısız bakar ve direkt söylerler.

Kıskanmaya başladı mı annesini?

Babadan kıskanıyor beni. “Beni daha çok sevmezsen üzülürüm” diyor. (Gülüyor) n Eren’e bir kardeş geldiğinde işin zor yani... Kardeş önemli, hayattaki en önemli bağlardan biri ve bu da çok önemli bir karar. Biraz yaş farkının iki kardeş arasında iyi olduğunu düşünüyorum. “Hayır” diyemem ama olabilir de olmayabilir de, kısmet...

  

'Perdesiz Olacaksın!'

Evlilik ve işi bir arada başarıyla yürütmenin sırrı ne?

Aslında herkesin kendi şifresi kendi içinde ve o çiftin arasında. İnsan hayatında çatışmadan, bir konu hakkında fikir ayrılığı oluşmadan bir noktaya varmak da çok zor. Dolayısıyla bunlar da olası şeyler. İnsan bazı konularda anlaşmazlığa düşebilir. Önemli olan bu konuyu nasıl çözümlemeye çalıştığın. Eşimle birbirimize karşı son derece anlayışlıyız. Zekânın ve empatinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü zeki ve vicdanlı insan karşısındakinin duygularını da kendi gibi baktığında görebiliyor.

Çok önemli bir nokta...

Bir de perdesiz olacaksın. Kimseye çok fazla kulak asmayacaksın. Bir başkasının ilişkisiyle ya da hayatıyla ilgili kıyaslama yapmak gibi saçmalıklara düşmeyeceksin. O kapıyı açıp içeri girdiğin anda hissettiğin neyse odur. Kendine dürüst olacaksın. Yani fazla da bir şeye gerek yok.

 

Hayatının en güzel anı ne zamandı?

Çocuğumu kucağıma aldığım an, Özer’le evlendiğim ve birbirimizin gözünün içine baktığımız zaman. Ailemle olduğum ve doğum günlerini kutladığımız her vakit. 

 

Bir de Akel’s markan var. O tarafta işler nasıl?

Artık oturdu ve çok da hoş oldu. Kendi sevdiğim şeyleri yapmaya ve giymeye devam ediyorum.

Türkiye’de giyimi örnek alınan hatta ekol olan isimlerden birisin. Böyle olacağını tahmin ediyor muydun? Öyle mi acaba?

Bilmem ki... Ben sadece olduğum gibiyim. Rahat ama şık, dikkat çekici ama sade. Normal hayatımda ve ekranda bütün bunların bir arada olduğu kostümleri seçtim. Birinin kendini rahat hissetmediği bir şeyi giyip üzerindeki parça güzel diye onu taşıması bana pek mantıklı gelmiyor. İnsan kendini rahat hissetmeli. Olmadığın gibi görünmemelisin. Seni olduğun gibi yansıtan şeyleri seçmelisin.

2017’de hangi renkler moda?

Ben portakal rengi, beyaz ve toz pembeyi seviyorum. Bu sene sarının da çok kullanılacağını düşünüyorum. Yeşilin bazı tonlarını, bordoyu ve kahverengiyiyse kendime hiç yakıştırmıyorum.

Giymeyeceğin kıyafet var mı?

Tayyör galiba. Diz hizasında vücuduma oturmayan etek ve ten rengi çorabı hiç giyemem. 

 Yurtdışında bir sinema filmi teklifi almıştın. O süreçte neler yaşandı?

Çok heyecanlı bir süreçti. Bütün bir yazımı fikren ve bedenen adayıp konsantre olduğum bir işti. Her şey yabancı bir yönetmenin ajanstaki fotoğrafımı görüp benimle görüşmek istemesiyle başladı. Birkaç fotoğrafımı istedi. Fotoğraflarımı çekip gönderdim. O da Amerika’daki dünyaca ünlü yönetmen ve yapımcı Martin Scorsese’ye gösterdi ve benim projede yer almama karar verildi. İranlı bir kadını oynayacaktım. Arapça konuşmam gereken sahneler olacaktı ve bunun için ön çalışma gerekecekti.

Sonra ne oldu?

Tek problem yönetmenin çok idealist olması ve senaryonun bir türlü içine sinmemesiydi. Kast çok önemli isimlerden oluşuyordu. Bunlardan biri de Natalie Portman’dı. O kastın içinde olmak benim için çok güzeldi. Şimdi proje ileri bir tarihe ertelendi.