‘Sahnedeyken çocuk değil oyuncuyuz, bir anda büyüyoruz’

Canım sıkkın olduğunda ya da yapacak bir şey bulamadığımda çoğunlukla Güldür Güldür’ü izlerim. Antidepresan etkisi yapar, beni sakinleştirir, farkında olmadan birkaç dakika içinde kocaman bir gülümsemenin gelip yüzümün ortasına yerleştiğini hissederim. Yine öyle bir günde televizyonu açtım, baktım bu sefer Güldüy Güldüy diye bir program... Haydaaa! Çocukların Güldür Güldür’ü nasıl olacak acaba? Başta “Büyüklerinki kadar eğlenceli olamaz” diye düşündüm ama ufaklıklar beni utandırdı. Güldür Güldür ekibini aratmadıkları gibi izlerken gözlerimden yaş getirmeyi başardılar ve programın müdavimi oldum. Hazır okullar açılmış, bayram da yaklaşmışken programda izlediğimiz bu 23 çok yetenekli çocuktan 5’iyle buluşup provalarına katıldım. Uzun uzun da sohbet ettik. İşte karşınızda, Alperen Efe Esmer, Defne Erşen, Kadir Toprak Karaman, Efe Aydın ve Dora Dalgıç... Onlara boşuna büyümüş de küçülmüş demiyorum, okuyunca anlayacaksınız...

Güldüy Güldüy’de çalışmalar nasıl gidiyor? Haftada ne kadar prova yapıyorsunuz?

Efe Aydın: Pazartesi okuma, perşembe ve cuma da sahnede prova gerçekleştiriyoruz. Cumartesi ise son kameralı çekimleri yapıyoruz.

Defne Erşen: Önceden provalardan sonra çok yoruluyordum ama artık alıştık, eğlenceli olmaya başladı. Hatta zaman zaman heyecandan replikleri unutabiliyoruz.

O zaman ne yapıyorsunuz?

Alperen Efe Esmer: Paniklemiyoruz. Evde düşünüyorum zaten, “Unutursam, ne yaparım?” diye. Bazen oluyor, öyle zamanlarda kimseye çaktırmadan doğaçlama ilerlemeye çalışıyorum.

E.A.: Sonuçta her şeye rağmen bizler çocuğuz. Repliklerimizi unutmamız da seyirciler tarafından hoş karşılanabiliyor. Hatta bu durum zaman zaman komik bile oluyor.

Heyecanınızı nasıl bastırıyorsunuz?

Kadir Toprak Karaman: Prova öncesinde zaman zaman psikologlar bizimle konuşuyor. Çünkü çok heyecanlı oluyoruz, bizi rahatlatıyorlar. Ben çıkana kadar heyecandan ölüyorum örneğin hatta zor nefes alıyorum. Ama sahneye çıktığım andan itibaren evimdeymişim gibi rahat oluyorum

 

'SAHNEDEYKEN ÇOCUK DEĞİLİZ'

Sahnedeyken birçok kostüm giyiyor, büyüklerin hikâyelerini canlandırıyorsunuz. Sizce büyük olmak nasıl bir şey?

K.T.K.: Bıyık takıp aynaya baktığımda yüzüm önce garip geliyor, sonra alışıyorum. Aslında o bıyığı çıkardıktan sonra tekrar aynaya baktığımda gördüğüm gerçek yüzüm de garip geliyor. Oyun sonrası kendimle ilgili bir parça yabancılık çekiyorum. Bana sorarsanız, büyük olmak hakikaten zor iş!

D.D.: İlk zamanlar skeçlerimde hiç peruk takmamıştım, takmayı çok istiyordum. Öyle bir rol gelince peruğu takıp aynaya koştum, “Bu ben miyim?” diye sordum kendime. Artık peruk takmadığım zaman kendimi role veremiyorum. Sonuçta, sahnedeyken çocuk değil oyuncuyuz, bir anda büyüyoruz.

Ailenizden nasıl tepkiler alıyorsunuz?

E.A.: 5 yaşındaki kardeşim televizyondan beni seyrederek repliklerimi ezberliyor. Eve gittiğimde de beni o repliklerle karşılıyor!

K.T.K.: Babam zaman zaman eleştirir beni. Ama sonunda hep aynı şeyi söyler: “Seninle gurur duyuyorum, evlat.” Bunu duyunca kendimden geçiyorum.

Prova dışında neler yapıyorsunuz birlikte?

D.E.: BKM’de sürekli afacanlık yapıyoruz. Mesela sahnede oyun oynanırken bizim balkona çıkıp izlememiz yasak. Ama biz durmuyoruz, izliyoruz arkadaşlarımızı. Bazen dedikodu bile yapıyoruz. (Gülüyorlar.) Bu bir sır ama söyleyelim artık, canımız sıkıldığında lavaboya gidip köpükten baloncuklar yapıyoruz.

T.T.K.: Çocuk olduğumuz için enerjimiz çok, yorulmuyoruz. Sürekli şakalaşıyoruz. Sonuçta bu sadece bir iş ve eğlenmek de istiyoruz. Şu sıralar mangala oyununa takmış durumdayız.  

En büyük hayaliniz ne?

D.E.: Başarılı bir oyuncu olmak. Ünlü olmasam da olur.

A.E.E.: Valla ben çok ünlü bir tiyatrocu olsam hiç fena olmaz.

K.T.K.:  Başarılı bir mimar olmak isterim.

D.D.: Benim 3 ayrı hayalim var! Uzaya gidip kara deliği bulmak, veteriner olmak, bir de Paris’in güzel bir sokağındaki kafelerin birinde çalışmak. Alnımın teriyle para kazanmak istiyorum.

E.A.: Tiyatrocu olacağım

 

‘Benden küçüklere harçlık için taktik veriyorum’

Önümüz bayram. Çocuklar için harçlık bayramın olmazsa olmazı, var mı şimdiden planlar?

A.E.E.: Bayram bizim için harçlık demek. Şimdiden kimleri ziyaret edeceğimi düşünüyorum.

K.T.K.: Valla ben evdekileri deniyorum, yani “Kim en çok para verecek?” diye soruyorum. Henüz kimseden ses seda yok.

E.A.: Ben büyüdüğümü hissediyorum. O yüzden harçlık almayı bıraktım. Benden küçüklere yardımcı oluyorum hatta harçlık için onlara taktik bile veriyorum.

Dora Dalgıç: Ben İstanbul’da bayram kutlamayı sevmiyorum, yazlıkta geçirmek güzel, orada eğleniyorum. Abimle topladığımız harçlıkları birleştiriyoruz. 1 lira harçlık bile yetiyor, dünyanın en mutlu insanları oluyoruz.

Peki kıyafetleriniz hazır mı?

A.E.E.: Bir sürü kıyafet deniyorum, keşke hepsini alabilsem! Güzel güzel giyinmek için can atıyorum.

K.T.K.: Ben her zaman işimi son dakikaya bırakıyorum. Bayram hazırlıklarına arife günü başlayacağım.

D.D.: Bayram kıyafetine annemle birlikte karar veriyoruz.

‘Güldüy Güldüy’den sonra okulun havalı kızıyım’

Arkadaşlarınızın tepkisi ne oluyor?

D.E.: Güldüy Güldüy’den sonra okulun havalı kızı benim artık. Sınıfımda bir erkek arkadaşım vardı. O bana sürekli “Sen futbol oynayamazsın, bu sınıfın başkanı benim” diye hava atıyordu. Ben BKM’ye başlayınca bana hayranlık duyduğunu söyledi.

A.E.E.: Normal, sokakta dolaşırken fotoğraf çektiriyorlar. Hatta imza bile alıyorlar. Ben de heyecanlanıyorum. Bu yıl okulumu değiştirdim, kimseyi tanımıyorum ama muhtemelen herkes beni tanıyacak.

E.A.: Arkadaşlarıma fazla zaman ayıramıyorum, bundan şikâyetçiler.

Kendinizi izlerken ne hissediyorsunuz?

D.E.: Performansımı beğenmediğimde kendime kızıyor, “Hataysa da geçmişte kaldı” diyorum. Geçmiş geçmiştir, geleceğe bakmak lazım.

A.E.E.: Burada hem tiyatro sahnesindeyiz hem de televizyonda izleyebiliyoruz. Bazen “Vay be, çok güzel oynamışım” dediğimde kendimle gurur duyuyorum.

D.D.: Kendimi televizyonda görünce utanıyorum, o yüzden pek izleyemiyorum.

Mehmet Emin DEMİREZEN