‘Hem öğreteceğiz hem eğlendireceğiz’

Bilgisi, neşeli anlatımı ve verdiği pratik bilgilerle izleyicilerin sevgisini kazanan Oğuz Özyaral, ‘Titiz misin?’ yarışmasıyla yarın saat 17.00’de SHOW TV’de sevenlerinin karşısına çıkacak. Özyaral, “Titizlik bir hastalık değil normal hayatın bir parçası. Bizi izleyenler bir yandan titizliğin inceliklerini öğrenecek, bir yandan da eğlenecek” diyor.

 

“TÜRKİYE’NİN en titiz yarışması” sloganıyla yarından itibaren Türkiye’nin en renkli kanalı SHOW TV’de yayın hayatına başlayacak olan ‘Titiz misin?’ adlı yarışmanın sunucusu Doç. Dr. Oğuz Özyaral ile yeni programın detaylarını konuşmak için Levent’te bir araya geldik. Aynı zamanda Halk Sağlığı Uzmanı olan Özyaral, sağlık ve titizlik konularında çarpıcı açıklamalarda da bulundu.

 

 Haftalardır merakla beklenen “Titiz misin?” programı yarın başlıyor. Nasıl bir program olacak?

 

Az, öz, basit ve ergonomik, hayatıma yetecek şekilde nasıl yaşarım, bunları görecek. Her şey pahalı olmak zorunda değil, kimsenin evi lüks olmak zorunda değil. Akademik bir yüz olarak programda eğlenmenin yanı sıra doğruları da öğreteceğiz. En önemlisi halk sağlığı öğretmek istiyoruz. Titizlik bir hastalık değil, normal hayatın bir parçası, temelde bunu öğretmek istiyoruz.

 

‘YAŞAMA AKSİYON SOKMALIYIZ’

 

 Formatı anlatır mısınız?

 

Dört yarışmacımız var, birbirlerinin evlerine gidecekler, birbirlerine laf atacaklar. Ben de evlere gittiğimde evleri kritik etmenin ötesinde yaşam tarzları hakkında bilgi edinmek, neden o renkleri seçtiler, neden böyle yaşıyorlar, acaba hayatlarını daha da renklendirebilirler mi öğrenmeye çalışıyorum. Yarışmada konuk olduğumuz evlere mutfağından oturma odasına kadar tüm hatlarıyla dokunacağız. Onları yönlendireceğiz. Yaşamı daha aktif hale getirmeye çalışacağız. Piyasada sağlık adına satılan ürünlerin doğru kullanımlarını göstereceğiz. ‘Mis pisler’ olarak adlandırdığımız ekibimizin kirlettiği evi temizlemeye çalışan yarışmacılar, hem birbirleriyle hem de zamanla yarışırken bir yandan da saklanmış ‘mis puan’ların arayışına girerek izleyenlere de eğlenceli anlar yaşatacaklar.

 

 Ödül var mı?

 

Her yarışmacıya, ‘titizlik puanı’ vereceğim. Puanlama belli olduktan sonra haftanın birincisi beş adet tam altın kazanacak. Bunların dışında hediye çeki gibi ödüller de var.

 

 Peki bu yarışmaya kimler katılım göstermeli?

 

Bana göre 18 yaşını bitirmiş herkes katılmalı. Aktif bir program, ne ben duruyorum ne yarışmacılar. Hep koşuşturma halindeyiz. 60 yaşındayım, yaşıma göre aktif hareket ediyorum ama yaşamı renklendirmek ve hayatımıza aksiyon sokmak gerekiyor.

 

O zaman bol aksiyonlu bir yarışma olacak.

 

Tabii. Bol aksiyonlu bir yarışma geliyor. Bizi izleyenler bir yandan titizliğin inceliklerini öğrenecek, bir yandan da eğlenecek. Sezon boyunca hanımlara ufak ufak yapmaları gereken titizlik inceliklerini öğreteceğiz.

 

Sizin bir akademik kimliğiniz var. Sizi bu programa sunmaya iten neydi acaba?

 

Bugüne kadar özellikle Habertürk’te ve SHOW TV’de akademik boyutu olan pek çok program yapmış, dört senedir ekranda olan biri olarak bu hesapta yoktu. Bugüne kadar 400’ün üzerinde TV programına katıldım. Bu rakamı gördükten sonra bari bizim de programımız olsun, halktan kopmayalım dedik. Bu işin hem akademik hem de yarışma boyutu olduğu için SHOW TV ile anlaştık. Buraya halkın katkısı da yadsınamaz tabii.

 

‘TİTİZLİĞİN ALTIN KURALI DÜZEN’ 

 

Titizliğin altın kuralları var mıdır acaba ?

 

Tabii ki var. Titizliğin altın kuralı yaşamınızı bunaltmadan düzenli olmak. Masanızın üstünde olması gereken eşya dolabınızdan çıkıyorsa felaket durumdasınızdır. Benim mesela her şeyim düzen içindedir. Başka bir şehirde evimdeki eşyanın hangi rafta olduğunu söyleyebilecek kadar düzenim var, tabii buna rahatsızlık değil disiplin diyebiliriz.

 

'Bu toplum lafta titiz’

 

Toplum olarak titiz miyiz?

 

Lafta titiziz lafta. Niye lafta titiziz? Gir dükkânına pırıl pırıl. Kapısının önü leş gibi. Çöpünü sokağa döküyor. Beni delirtmesinler. Evini temizliyor, halıyı sokağa silkeliyorlar. Neren titiz senin? Geçenlerde bir kadın temizlik yaparken çocuğunun bezini kafama düşürdü. Böyle temizlik olmaz olsun. 

 

‘İçim enerji dolu’

 

Bu kadar enerjik ve pozitif olmayı nasıl başarıyorsunuz?

 

Bende çocukluktan beri öğretmenlik hissiyatı var. Birilerine yeni şeyler öğretmekten zevk alıyorum. Hiperaktif olup insanlara olayı hikâyelerle anlatmayı seviyorum. İçim enerji dolu olduğu için 1956 doğumlu olmama rağmen 1986’lılarla da 1996’lılarla da rahat iletişim kurabiliyorum. Her kuşağın espri anlayışını yakalama gayretindeyim. Fiziki yaşın önemi yok. Kendime bunu felsefe edinerek pozitif kalmayı başarıyorum. Böyle olunca üç saatlik dersimde öğrenci çişi gelse bile çıkmıyor. 

 

‘Hayatınıza renk sokun’

 

 Girdiğiniz evlerde ilk dikkatinizi çeken nedir?

 

Girdiğim evlerin çoğunda renk yok. Bembeyaz bir duvar, bir de bu sene moda olmuş, her yer siyah-beyaz. Ruhum karardı. Bir yerde çok aydınlanıyorsun, oradan kapkara bir mobilya çıkıyor. Neymiş efendim zıt renklermiş. Hayatınıza biraz renk sokun. 7 rengin tonlarını aldığınızda 365 günlük renk icat edersiniz.

 

 Hangi renkler hayatımızda daha çok olmalı?

 

Yatak odasında pembe ve tonları, oturma odasında ve mutfakta mavi. Mavi rahatlık, huzur ve sohbet getirir. Ekranda söylüyorum, mavi kullandığınız zaman hayatımıza sakinlik geliyor. Özellikle büyük şehirlerde yaşayanlar gün içerisinde yaşadığı stresten böylece arınabilirler. Bir de “Param yok” lafından nefret ederim. Bir süt şişesini sprey boyayla boyayıp üzerine anneannenden kalan bir danteli yapıştır, hem nostaljik hem de onları hatırlatacak bir ürün ortaya çıkarabilirsin. Ben kurdeleleri, hediye paketlerindeki süsleri atmam, onlardan bir şey yaratmaya çalışırım.

 

‘Ayakta yemek ÇOK KÖTÜ’

 

Halk Sağlığı Uzmanı olarak Avrupa ile bir kıyaslama yaptığınızda bizim aile hekimliklerimizi nasıl buluyorsunuz?

 

Bu soruyu 80’li yıllarda soruyor olsaydınız batmış vaziyette derdim. Geçmişte çok sıkıntıdaydık. Bugün sağlıkta geldiğimiz nokta dünya standartlarının üzerinde. Dışarıdan laf söylemek kolay. Ülkemiz sağlıkta örnek alınan ve takip edilen ülkeler statüsünde. Dünya standartlarında hizmet veriliyor. Yurtdışında eğitimler veren biri olarak kafamızı uzatıp komşu ülkelere bakınca aradaki farkı görebiliriz.

 

 Fast food tüketiminden bir türlü vazgeçmiyoruz. Bunun hakkında neler söylersiniz?

 

Fast food hakkında görüşlerimi söylediğim için beni çok sevmiyorlar. Çocuğa ayakta yemek yemeyi öğretmek çok kötü bir şey. O yediği direkt mideye, oradan da bağırsağa gidiyor. Buna gazlı içeceği ekleyince “18 yaşında neden kanser oldum” diyor. Çocuk kurufasulye, bezelye gibi yiyecekleri sevmeyebilir ama ebeveynlerin en büyük fonksiyonu, yemek hazırlamayı oyun haline getirmek olmalı. Ebeveynler çocukları için hayatı renklendirmeli.

 

Oğuz Özyaral hakkında

 

DOÇ. Dr. Oğuz Özyaral, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitirmiş, aynı üniversitede işletme ihtisası yapmıştır. Mikrobiyoloji alanında yüksek lisans ve doktorasını tamamlayan Özyaral, ayrıca Hastane ve Sağlık Kuruluşları Yönetimi konularında yüksek lisans düzeyinde özel eğitim görmüştür. Çeşitli üniversitelerde öğretim üyeliği ve dekanlık yapan Doç. Dr. Oğuz Özyaral, ulusal ve uluslararası projelerde görev yapmış, makaleleri uluslararası yayımlarda yer almıştır.