4 Şubat 2012
 |    Facebook    Twitter  | 
ShowTv Net
Yazarlar
PERSPEKTİF / Said Erdoğan
 

Balyozu Kim Yedi?

Balyoz planı, kamuoyunu günlerdir meşgul ediyor. Şu ana kadar olayın taraflarından gelen bilgiler, böyle bir planın olduğunu doğruluyor ama planın boyutu konusunda kuşkular var. Kimileri bu planın aslının, yazıldığı gibi olduğunu iddia ederken, kimileri de bazı abartılı detayların plana eklendiğini öne sürüyor.

Ben bu tartışmayı anlamakta zorlanıyorum. Sanki taraflar birbirlerine, bir şeyi kabul ettirmek için “iddialaşan” çocuklar gibi görünüyorlar. Oysa çok belli ki, taraflar birbirlerine bir şey kabul ettiremezler zira bakış açısı, “kabul etmemeye” odaklı. Her iki taraf da bu saçma sapan iddialaşmayı bırakıp, konunun gerçek boyutu ile ilgilense, ülke için daha hayırlı olacak.

Ben önce plandaki gerçekçi boyuta değinmek istiyorum. Plan ister iddia edildiği gibi olsun, isterse abartılı olsun, bir gerçeğin altı çiziliyor. Askerler, hiçbir şekilde sivillere güvenmiyorlar ve tehdit algılamalarını oluştururken, iç tehdide, dış tehditten daha fazla önem veriyorlar. Bu da, askeri çevrelerin soğuk savaş konseptine takılıp kaldıklarını, günümüzün demokratik toplum modelini içselleştiremediğini ve içlerinden bazılarının, fırsatını bulur bulmaz “darbeye” eğilimli olduğunu ortaya koyuyor. Üzerinde en fazla durmamız gereken konu budur.

Biraz daha detaylandırmak gerekirse, bazı askeri unsurlar, ülkenin tamamını bir kışla olarak görüp, davranışlarını bu çerçevede sergilemekte bir anormallik görmüyorlar. Bunun sonucu olarak da, bir TV programında sivil katılımcıları azarlamaktan tutun da, ülke idaresine el koyduklarında kimlere işbaşı yaptıracaklarına kadar, birçok konuda pervasız bir tutum içindeler. Bu da bir güven erozyonu oluşturuyor. Artık halkın bir kısmı, komuta kademesine kuşkuyla bakıyor ya da anketlere yansıdığı kadarıyla, genel olarak askere güvenilirlik düşüyor. Bu çok kaygı verici bir gelişmedir.

Peki, dünyada konseptin değiştiğini, artık bir darbe yapılamayacağını, aradan geçen bunca seneye rağmen anlayamadı mı bazıları? Galiba anlayamamışlar ki, 2003’teki balyozdan, 2009’daki “ıslak imzaya” kadar, bazı şeyler değişmeden devam ediyor. Bu durumda, bazı kurmay unsurların vereceği stratejik kararlar sorgulanır hale gelecektir ve bu da, ordunun tümüne ilişkin kaygı oluşmasına yol açabilir. Yani bir siyasetçinin “iyi ki bu paşalarla savaşa girmemişiz” demesi, yakın zaman içinde bir genel kanaat halini alabilir.

Bu kaygı verici gelişmeyi önlemek için yapılması gerekenler de çok fazla değil. Bir taraftan sivil siyaset, diğer taraftan yargı ve diğer taraftan da askeri mekanizma, el birliğiyle bu sıkıntıyı gidermenin yolunu bulmalı. Bunun için askeri eğitim müfredatının değişmesi gerekiyorsa, değiştirilmeli. Askeri Şura’larda bazı uzaklaştırmalar gerekiyorsa, yapılmalı ve hatta bu tip beklentileri ve hedefleri olanlar, yargı karşısına çıkarılmalıdır. Bu noktada son AM kararı ile sivil yargının önü bir miktar tıkanmışsa da, askeri yargı bu misyonu pekâlâ üstlenebilir.

Özetle, içine düştüğümüz bu sarmaldan çıkmanın yolunu bulmalıyız. Bu taşın altına elini sadece sivillerin sokması yetmez. Askerlerin de, yüksek yargının da sokması gerekir.



Balyoz planının bir de ikinci kısmı var. Bana göre bu balyoz, ağırlıklı olarak medyanın kafasına indirilmiş durumda. Daha da detaylandırmak için, önce bir sınıflandırma yapmak gerekiyor. Medyada yürürlükteki soruşturmalar ve tartışmalar ile ilgili dört temel sınıf oluşmuş durumda.

1.    Ne Ergenekon’u, ne planı, bunlar deli saçması diyen sulandırıcı kesim
2.    Tamam, bazı şeyler olabilir ama bunların çoğu abartı diyen samimi kesim
3.    Sadece bazı şeyler değil, bu yazılanların önemli bir kısmı doğru diyen, başka bir samimi kesim
4.    Ülkedeki her türlü melanet ve sıkıntıyı askerin üzerine atmaya teşne kesim

Görüldüğü gibi, sulandırıcı kesim ile teşne kesim, iki uçta yer alan ve aslında bu durumdan bir şekilde faydalanan kesim. Kimisi yandaş olmakla yararlanıyor, kimisi karşıt olmakla. Her iki gruptaki samimi kesimler ise, ateş olmayan yerden duman çıkmayacağını düşünmekle birlikte, bazı gelişmeler sonrasında düşüncelerini değiştirebilen, daha esnek isimler. Madde 2’dekilerin ağırlıklı olarak hükümeti beğenmeyen tipler, madde 3’tekilerin ise ağırlıklı olarak hükümeti ve icraatlarını beğenen tipler olduğunu söylemek mümkün.

Son zamanlarda ortaya çıkan gelişmeler ise, bu gruplar arasında dengeyi hayli bozmuş görünüyor. Yani balyoz, aslında birilerinin kafasına indi ya da diğer bir deyişle, birileri kafeslendi. Bu gelişmelere kısaca göz atmak gerekirse, ıslak imza krizi, kafes planı, Arınç’a suikast iddiası ve bağlı olarak kozmik oda aramaları ve son olarak balyoz planı ile karşı karşıya kaldık.

Bana göre bu gelişmeler, 1. grupta yer alan soruşturma sulandırıcılarının işini hayli zorlaştırdı. Artık ortalık yerde zırvalayamıyorlar. Bu, ülke adına iyi bir gelişme. Ama öte yandan, 4. grupta yer alan ve her problemi askeriyeye yıkmaya çalışan kesimi de şımarttı. Bu ise pek de iyi olmayan bir gelişme.

Tabi bu olayların, medya üzerinde bazı siyasi sonuçlarının olması da kaçınılmazdı ve sulandırıcı grubun ağırlıkla “konuşlandığı” medya grubunda, ciddi bir idari değişim yaşandı. Her ne kadar yeni gelen Enis Berberoğlu henüz ağırlığını koyamamış olsa da, Hürriyet’teki görev değişimi ve Ertuğrul Özkök’ün tasfiyesi, onun koruma şemsiyesi altında yer alan sulandırıcı ekipte ciddi bir moral bozukluğuna yol açtı. Balyoz, öncelikle bunların kafasına indi diyebiliriz.

Hali hazırda yayımlanmış olan “kullanılacaklar” listesi, 1. ve 2. grupların üstüne ağır bir kâbus gibi çöktü. Bu çerçevede bazı sürpriz isimler de söz konusu aslında ama genel olarak bu listelerin mantıklı olduğu söylenebilir. Bu da, beraberinde bir medya depremi getirecektir ama bu deprem aniden olmaz, ufak sarsıntılar halinde zamana yayılır kanımca. Zaten şimdiden, sulandırıcısından samimisine “biz darbelere karşıyız” korosunun oluşması da, bu faturanın ödeme zamanının geldiğini gösteriyor. Umalım ki, bu faturayı ödemek, samimi olanların değil, sulandırmayı misyon edinenlerin payına düşsün ve medya yöneticileri/sahipleri, bu konuda adil olmayı başarabilsin.

Peki, medyadaki bazı isimlerin böyle bir bedel ödemesi gerekiyor mu? Aslında evet, ödemesi gerekiyor. 28 Şubat sürecinde darbenin tezgâhtarlığını yapan genel yayın yönetmenlerinin ve yazarlarının bedel ödememiş olması, bizi bugünkü gerilimli ortama sürükledi. Medyayı “fikir ve haber” alanından çıkarıp, manipülasyon alanına çevirenlerin “ödemediği” her bedel, ülkede medyanın saygınlığını iyice ayaklar altına aldı. Kaldı ki, özgürlük, sorumluluk gerektirir ve “fikirlerini paylaşma” özgürlüğü, beraberinde bir sorumluluk da getirmektedir. Yıllardır Genel Kurmaydaki brifingleri ayakta alkışlayan, bazı mihraklar tarafından hazırlanan uydurma haberleri manşetlere taşıyan, patronu için iş takibinde bulunup, bu uğurda kafasına göre manşet atmakta olan ekiplerin, sorumlulukları ile yüzleşme zamanı gelmiştir. Bu yüzleşme ve aslında hesaplaşma, gelecek için de uyarıcı olacaktır ve dünün iktidarının şakşakçılarının cezalandırıldığını görenler, bugünün iktidarını şakşaklarken, iki defa düşünmek gereğini hissedeceklerdir.

Selam ve sevgiler…

 
  E-Mail : said.erdogan@sgne.com

Futbol dünyası, Federasyon Başkanı Mehmet Ali Aydınlar ve ...
 
İstanbul
7
Yağmurlu
Ankara
3
Kar Yağışlı
İzmir
12
Kuvvetli Sağanak Yağışlı

 
28 OCAK 2012
tarihli çekiliş sonucu
02
07
21
25
36
45
25 OCAK 2012
tarihli çekiliş sonucu
14
16
20
28
31
+
2
26 OCAK 2012
tarihli çekiliş sonucu
01
08
10
31
38
48
23 OCAK 2012
tarihli çekiliş sonucu
01
03
05
11
14
17
19
21
25
26
28
30
34
35
37
40
46
57
66
71
77
78
Copyright ©1994-2011 EKSEN
 
vidivodo.com | ceptown.com | acunmedya.com | yayinonline.com | showplus.com.tr | kontrahaber.com
kontratv.com | kontranews.com | agubugu.com | maco.tv | hoptek.tv | ejdera.com