ShowTv Net
Yazarlar
NEW YORK'TAN BAKIŞ / Hıdır Geviş
 

Amerikan ordusunda "irtica"

Jeremy Hall  Irak'da savaşan Amerikan ordusuna mensup bir askerdi. Bu genç asker, ateist oldugu için Hristiyan ordu yetkilileri tarafından ciddi bir psikolijik ve fiziki  saldıriya uğruyor, hatta ölümle bile tehdit ediliyor. Can güvenliği tehlikeye giren Jeremy, yetkililerce eve postalanıyor. Ancak resmi yetkililer, Jeremy'nin tekrar orduda çalışmasını engelleyici tedbirler alıyorlar. İçine düşürüldüğü durumu kabullenmek istemeyen  Jeremy ise  kaderine boyun eğmiyor ve Amerikan Savunma Bakanlıgını'nı dava ediyor.  Davanın ilginç bir gerekçesi daha var: Bu gerekçeye gore  Amerikan ordusunda köktendinci Hrisytiyanlık inanışı, askerlere zorla dayatılıyor.

Aslında Amerikan ordusu içindeki dini örgütlenme son derece ciddiye alınması gereken bir sorun. Çünkü her şey bu hızla giderse Amerikan askerleri  kendilerini laik bir ülkenin askereri olarak değil, Haçlı ordusunun askerleri olarak görecekler.

Dinin bir ülke için ne kadar kritik bir soruna dönüşebileceği ve  bu nedenle laikliğin ne kadar önemli olduğu  meselesini  Amerika'yı yıllar yıllar önce kuranlar gayet iyi biliyordu. İşte bu nedenle Amerikan anayasasının ilk maddesine göre, Kongre ne dini kuralları belirleme konusunda yasal bir düzenleme  yapabilir ne de dinin özgürce yaşanmasını engelleyici bir yasal düzenleme hazırlayabilir.

İşte Anayasadaki bu madde, ülkedeki laikliği herkes için garanti altına alıyor. Ancak bu maddeye rağmen, dinci Bush iktidarının, özellikle ülkedeki  Evangelistlere  örtülü ve açık yardımlar yapmayı sürdürerek devletin laiklik presibini çiğnedigi de biliniyor..

Bush'un bu konudaki tutumu elbette Amerikan ordusuna da yansıyor. Ordu  içinde de ciddi bir Hristiyan örgütlenme var. Oysa ordu kesinlikle laik olması gereken bir kurum ve bu kurum içinde hiç bir dinin bir diğerinden üstün tutulmaması gerekiyor. Orduda Hristiyan askerler çoğunlukta ama yetkililer, diğer dinlerden askeri mensupların da ihtiyaçlarını göze alarak, geçmişte bir takım adımlar atıldı. 1987'de Budist askerlere dini konularda danışmanlık yapan Budist subaylar orduda goreve başladı.  1993 yılında ise müslüman görevliler  atandı.  Burada amaç ülkedeki dini çeşitliliği dikkate almak ve bu çeşitliliği orduya da yansıtmaktı. Ancak laiklik ilkesi gereği ordu içinde herhangi bir dini inanışa iltimas tanınması ya da o inanışın dolayli ya da direkt  propagandasının yapılması yasalara aykırı.

Ancak Christian Embassy gibi gruplar ozellikle ordu içinde ciddi bir örgütlenme içine giriyorlar. Örneğin Colorado'da yer alan bir askeri üste nasıl büyük bir kilise inşa edildiğini ve  burada nasıl incille ilgili dersler verildiğini  Youtube'daki videolardan görebilirsiniz. Youtube'un arama kutusuna "Campus Crusade for Christ Air Force Academy Propaganda" yazarsanız sözünü ettiğim videoya ulaşabilirsiniz.

KABINA SIĞMAYANLAR:

Eti yeme beni ye

New York  belki de dünyanın en tahammüllü şehridir.  Yüzü yumuşak, herkesin nazının geçtiği bir şehir. Aslında bu şehir biraz hayat kadınları gibi: herkesle düşüp kalkıyor, kimseyi kimseden ayırmıyor, her geleni seviyor, okşuyor. Müslümanı, Zerdüştü, Afganı, Almanı, Kürdü, koministi, liberali  hespsinden bizde var. Bu nedenle dünyada kaç ülke varsa o ülkelerden de  muhakkak bir iz bulursunuz bu kentte.

New York'da yaşayan  farklı milletlerden gruplar bazen 5. caddeyi kendi varlıklarını göstermek için büyük ve uzun bir sahneye çevirirler.  İrlandalılar, Türkiyeliler, Yahudiler, Gayler, Portorikolular ve daha pek çok millet, yılın farklı zamanlarinda karnavalı andıran geçit yürüyüşleri yaparlar bu cadde üzerinde.  Arabalar süslenir, o kültüre özgü müzikler çalınır, dans edilir, showlar yapılır, insanlar özel hazırlanmış kostümlerini giyinir… Bu işlere en çok turistler sevinir ve oltaya balık gelmiş gibi çıkıda çıkıda resim çekerler.

Geçen 18 Mayıs'da şehir, yepyeni bir yürüyüşe sahne oldu. New York'da, hatta Amerika'da ilk defa vejeteryanlar bir şenlik yürüyüşü yaptılar. Resmi adı "Veggie Pride Parade"  (Sebzelerin Şeref Yürüyüşü) olan bu etkinlikten beni haberdar eden ise ev arkadaşım Jonathan'dı.  Çünkü Jonathan vejeteryan ve et yemiyor, yumurta da yemiyor. Biliyorsunuz vejeteryanların da çesitleri var.  Ancak Jonathan yürüyüş günü şehir dışında olmak zorunda olduğu için, onun vasiyetiyle etkinliği ben takib ettim.
Yürüyüş, 9. cadde ile Gansevoort sokağının kesiştiği yerde başladı ve Washington Square Park'da son buldu. Bitiş noktasında çesitli gruplar konserler verdiler, konuşmalar yapıldı.

Bu arada yürüyüşü tertib eden organizasyonun internet sitesinde 20 dolardan 110 dolara kadar sebze ve meyve modelli kostümler satıldı. Yürüyüsteki katılımcılarin bazıları bu kostümlerden giymişti. Pek coğu da kendi ürettikleri ilgin. kostümlerle ortalığı şenlendirdiler. Bazıları da sadece ellerinde pankartlarla yürüdü. Bu pankartlarda "et eşittir ölüm" gibi vejeteryanık propagandası yapan sloganlar yazılıydı.

Hatırlatmakta yarar var, sebzelerin şeref yürüyüşü 2001 yılından beri Paris'de yapılan Veggie Pride Parade'den esinlenerek organize edilmiş

KAÇIK SORULAR:

Eğer Müslümanlar domuz yeseydi tarihte neler olurdu?
İster istemez aklıma düşüyor. Büyük çoğunluğu müslümanlardan oluşan Ortadoğu toplumlarında domuz eti yemek haram olmasaydı, acep neler olurdu? Yoksa bu toplumlar bugün daha gelişkin ve zengin toplumlar mı olurdu? Bilmiyorum, sadece soruyorum. Oturup hesab edin. Bir yıl içinde kuzu doğurur bir tane, domuzun  ise 9'a kadar yolu var. Onca domuz yavrusunun her birinin bir yıl sonra tekrar doğurduğunu hesap edin. Sahip olduğunuz  hayvan sayısı kısa zamanda büyük bir artış gösterecektir.
Koyunun bir avantajı sütü ve yünü.  Ama koyun kırılgan ve çabuk hastalanan bir hayvan. Domuz ise adı üstunde domuz gibi, her koşulda  yaşıyor, nazlanmadan önüne konan her şeyi yiyor, hatta önüne beni koyun belki beni de yer.

Domuz besleyen bir köylü haliyle daha fazla et sahibi olacak. Ancak hayvanlarını beslemek vebarındırması için yeni arayışlara girmesi gerekecek;  ya daha fazla ekin yetiştirecek, ya da satın alacak. Domino taşları hareketi gibi, bu gelişme ticareti de hareketlendirecek. Ticaretin hareketlenmesi toplumların başka toplumlarla ilişkisini arttıracak. Bu da sosyal ve ekonomik hayatı değistirip, zenginleştirecek.

He şey bir yana daha fazla etle beslenen  insanlar, fiziki olarak daha iri olacaklar.

Bazı kaynaklar domuzların yaklasik 7 bin yıl önce evcilleştirildiğini, ana vatanının da Avrupa ve Ortadoğu oldugunu belirtiyorlar.  Ama şimdi anavatanında domuza çekilen muameleye bakın.  Kimse kıymet vermiyor, kimse sevmiyor, kimse onu yemek istemiyor, hatta iğreniyorlar. Halbuki domuzcukların nesi var, tüylü koyunlardan daha sevimliler.

Domuzun pis bir hayvan olduğunu iddia eden ve yenmesini yasaklayan ilk büyük din ise Yahudilik. İslam da aynı inanışı aynen takib  ediyor. Ancak Hristiyanlık tam  aksine domuzlara sempatiyle  bakıyor, belki de bu İsa'nın çobanlıktan geliyor olmasından kaynaklanıyor. Zaten çobanların korucusu Saint Anthony'e de hep bir domuz eslik edermiş.

Aman annem duymasin,  ben 7 yıldır domuz yiyorum, bakın hala turp gibiyim.

 
  E-Mail : hgevis@yahoo.com
 
İstanbul
9
Parçalı Bulutlu
Ankara
2
Parçalı Bulutlu
İzmir
12
Parçalı Bulutlu

3 OCAK 2009
tarihli çekiliş sonucu
10
30
34
35
39
44
7 OCAK 2009
tarihli çekiliş sonucu
02
12
24
25
32
+
03
1 OCAK 2009
tarihli çekiliş sonucu
05
16
20
23
31
48
5 OCAK 2009
tarihli çekiliş sonucu
05
08
12
21
22
27
28
29
32
43
46
47
55
56
60
61
64
69
70
74
75
79
 
Copyright ©1994-2009 EKSEN
   
  vidivodo.com | ceptown.com | acunmedya.com | yayinonline.com | showplus.com.tr