‘Yeraltı dünyasında hakem olmak cazip geldi’

Show TV’nin milyonları ekran başına kilitleyen dizisi ‘Çukur’a yeraltı dünyasının tehlikeli isimlerinden Baykal karakteriyle dahil olan Burak Sergen, “Çukur, ekranda yer alabileceğim en doğru projelerden biriydi. Yeraltı dünyasında hakem olmak cazip geldi” diyor.

Setlerde 35 yılı deviren Burak Sergen, SHOW TV’nin ilgiyle izlenen dizisi ‘Çukur’a yeraltı dünyasının tehlikeli isimlerinden Baykal karakteriyle dahil oldu. Baykal, aşırı hırslı kişiliği ve zekâsıyla Koçovalı Ailesi ile Vartolu arasındaki büyük mücadelenin tam kalbinde yer alacak. Sergen’le ‘Çukur’ üzerinden başlayan sohbetimiz, rol aldığı ‘Bir Hayvanat Bahçesi Hikâyesi’ ve ‘Aşk Halleri’ adlı oyunlara kadar uzandı...

‘ARAS VE DİLAN’IN GELECEKLERİ ÇOK PARLAK’

Size “Çukur’da ben de olmalıyım” dedirten neydi?

Tiyatroda 2 farklı oyunla seyirciyi selamladığım şu dönemde, ‘Çukur’ benim için ekranda yer alabileceğim en doğru projelerden biriydi. Tiyatro açısından yoğun olduğum bir dönemde sevgili menajerim Cem Tatlıtuğ, “Çukur’a düşeceksin” deyince ben de kabul ettim. Gerek senaryoyu gerek canlandırdığım Baykal karakterini bir çırpıda kavradım. ‘Çukur’da, yeraltı dünyasında hakem olmak bana cazip geldi. Şunu da belirtmek isterim, Ay Yapım oyuncu seçiminde nokta atışı yapmış. Özellikle Aras Bulut İynemli ve Dilan Deniz Çiçek’in gelecekleri çok parlak.

Çukur’un, bu kadar kısa sürede benimsenmesinin temel nedeni nedir?

Toplum olarak ekranda mahalle kültürünü yansıtan dizileri severiz. Aynı bakkaldan alışveriş yapmak, komşuları ziyaret etmek bizim için çok değerlidir. Son yıllarda unutulan mahalle kültürünü hatırlattığımız için merak uyandırdık. Bir de dövme mevzusu da bayağı ilgi çekici tabii. Sokaklarda ‘Çukur’ dövmelerinden geçilmiyor! ‘Çukur’da milyonlara aktardığımız en önemli şey aslında insan insandan üstün değildir öğretisi. ‘Çukur’da bireysel olarak kimse ön plana çıkmıyor, yapımcısından çaycısına kadar bir bütün halinde ekip ruhuyla çalışıyoruz.

 

‘HAYATTA HEP YENİLİK PEŞİNDE KOŞUYORUM’

Siz mahalle kültüründe mi büyüdünüz?

Ankara’da Anıttepe’de büyüdüm. Ciddi bir aile ortamı vardı. Mahallede bakkalımız kasabımız, manavımız hatta kabadayılarımız bile belliydi. Ama gelin görün ki günümüzde mahalle kavramının yerini mantar gibi büyüyen rezidanslar ve siteler aldı. Bu kadar betonlaşma insanlığın duygularını köreltiyor.

Gelenekçi biri misiniz?

Değilim! Geleneklerimizi arkamıza alıp tamamen ön tarafa bakan sanatçılardanım. Hayatta hep yenilik peşinde koşuyorum. Sahnelediğimiz ‘Bir Hayvanat Bahçesi Hikâyesi’ adlı oyunda geniş bir genç kadro var mesela. Gelenekçi çizgiyi kırmaktan hoşlanıyorum. Kendimi sürekli güncelliyorum.

‘ZUHAL’İ OYUNDA HAYRANLIKLA İZLİYORUM’

Oyun neyi irdeliyor?

Amerika’nın en önemli yazarlarından Edward Albee’nin yazdığı oyun, mahalle kültürünün kaybolması, teknolojik gelişmelerin hızlanması ışığında kalabalıklar içinde yalnız kalan insanları anlatıyor.

‘Aşk Halleri’ adlı oyunda da Zuhal Olcay’la birlikte sahnedesiniz...

Evet. Işıl Kasapoğlu’nun yönetmenliğinde, bu yıl sezona damga vuracağız. Oyunda hem Zuhal hem de ben 3-4 farklı karakteri canlandırıyoruz. Aşkın hallerini, anlık değişmelerini irdeliyoruz. Zuhal’i oyunda hayranlıkla izliyorum. Güzel bir ikili olduk. ‘Aşk Halleri’ oyunu benim ustalık eserimdir.

‘Sinemada iyi senaryo gelmiyor’

Sinemada neden uzun yıllardır yoksunuz?

20’nin üzerinde filmim var. Şu an duraklama dönemimdeyim, sinemaya üvey evlat muamelesi yapıyorum. Bugüne kadar sinemamızda geçiş sayılabilecek ‘İstanbul Kanatlarımın Altında, ‘Eşkıya’ ve ‘Ağır Roman’ gibi filmlerde rol aldım. Sonra eskidim mi acaba, ne oldu? Açıkçası iyi senaryo gelmiyor.

‘Sanatı sevmiyoruz, en büyük derdimiz bu!’

Ülkemizde sanata yeterince ilgi gösteriyor muyuz?

Biz sanatı sevmiyoruz, en büyük derdimiz bu! Güzel sanatları hiç sevmiyoruz. Güncel olaylardan çok uzağız. Sanat belirleyici ve nokta atışı yapan bir silahtır. Onu güzel doldurup iyi nişan alırsanız, konunuzne olursa olsun tam 12’den vurursunuz. Atatürk, Cumhuriyet’i kurduktan hemen sonra konservatuvarı kurmuş. Maalesef toplumu ehliyeti olmayan, ‘miş’ gibi yapan insanlar yönlendirdiği zaman büyük kaoslar çıkıyor. Herkes sanatçıyım, oyuncuyum diye geçinebiliyor.

‘Mesleğini öğreten stardır’

Konservatuvar eğitimi illa gerekli mi sizce?

Sadece bu konuda gelenekçiyim. Gerekli! Kafana göre, emek vermeden oyuncu olamazsın. “Tiyatro kulübünden geliyorum” deyip eğitim almamış kişiler karşımıza çıkıyor. O zaman ben niye yıllarca üniversite okudum? Çırak kalfa-usta diye üçlü bir süreç vardır. Bu süreçten biri eksik kalırsa kişi de eksik kalır. 

Neye göre star olunur?

Öğrenci yetiştirmek gerekiyor, her şeyi kendine saklayamazsın. ‘Beni geçmesin’ kafası çok yanlış! Mesleğini gizlemeyen, öğreten oyuncular gerçekten stardır!

HT Magazin/Arif HÜR

Yeni fragmanlar, son bölümler ve en etkileyici sahnelerden anında haberdar olmak ister misin?