'Sınırlarda dolaşmak hoşuma gidiyor'

Bu akşam yeni bölümüyle SHOW TV ekranında olacak ‘İçerde’ dizisinde Davut adında bir katili canlandıran Rıza Kocaoğlu, “Sınırlarda dolaşmak hoşuma gidiyor. Davut’un tutkulu bir durumu var ve ben tutkulu karakterleri oynamayı seviyorum” diyor

 

‘AZ SAYIDA İYİ SENARYODAN BİRİ’

Herkes ‘İçerde’yi konuşuyor. Hissetmiş miydin bu etkiyi yaratacağını?

Televizyondaki birkaç senelik çöl ortamında bu tempolu ve dinamik işin kamera önü ve arkası iyi kurulursa başarılı olacağını senaryoyu ilk okuduğumda algılamıştım.

Bu çöl ortamında hep başarılı işlerin içindesin. Denk mi geldi yoksa bu senin proje seçimindeki becerin mi?

Bence televizyonda kariyer denen şey iyi oynamaktan çok iyi tercihler yapmakla alakalı. Önce sezgilerim devreye giriyor. “Bir rolüm diğerine benziyor mu?” ya da “Bunu oynarım ve tutar” demek yerine bütün resme ve bütünün içinde ne kadar fark olduğuna bakıyorum. Senaryo çok önemli. Bizde dramatik yazında çok iyi şeyler çıkabiliyor ama devamlılık ve bolluk olmuyor. Oyuncuda, yönetmende, kamera arkasında çok ileri noktalardayız, çok iyi senaristlerimiz de var ama az. Karşımıza az sayıda iyi senaryo çıkıyor ve ben onlardan birini yakaladım mı ufak tefek detaylara takılmayıp o yapımın içinde olmayı tercih ediyorum. Bu bilinçli bir tercih ama tabii ki bu bir takım oyunu. Ay Yapım aile gibi ve ‘İçerde’de kamera arkasından önüne kadar çok sıkı bir takımız.

‘TUTKULU KARAKTERLERİ SEVİYORUM’ 

Davut’u Celal Baba ve silahla ilişkisi üzerinden tanıdık. Geçen hafta duygusal yönünü de gördük. Şaşırtacak bizi sanırım...

Davut’un tutkulu bir durumu var ve ben tutkulu karakterleri oynamayı seviyorum. Sınırlarda dolaşmak hoşuma gidiyor, bana oyuncaklı geliyor. Sınırlar tehlikeli çünkü klişeye de düşebilirsin, fark da yaratabilirsin. Derinleşmeni sağlayacak şey öncelikle senaryo. Bizim senaryomuzda hem ciddi bir matematik hem de edebiyat var. Metnin parantez içleri bile ciddi bir edebi dille yazılmış, okurken bir şeyler çağrıştırıyor. Dolayısıyla karaktere özellik katabiliyorsun. İşin içine aşkın da girmesi başka bir derinlik sağlıyor. Eli silahlı Davut’la çok kuru bir yere de gidebilirdik ama hikâyede Davut’un Sarp’la, belki de ileride Celal Baba’yla çatışmasını doğru besleyen bir durum mevcut. Celal Baba’ya sonsuz bir adanmışlığı, Melek’e de sonsuz bir aşkı var. Birini seçmek durumunda kalabilir. O çatışma hep dinamik ve diri tutacak karakteri.

Geçen bölümde Davut’un gözünden damlayan bir damla yaş da sözsüz edebiyatıyla seyirciyi derinden etkiledi. Sosyal medyada TT oldun...

Evet. Bir katili, adam öldüren birini oynasam da genelde tepkiler “Ağlama kıyamam” şeklinde oldu. Davut Melek’e karşı platonik bir durum yaşıyor ve bu durumun karşılığı oluyor insanlarda.

Sende var mı bu durumun karşılığı?

Benim de aynı durumda kaldığım ve gözyaşı döktüğüm oldu tabii.

‘Dengeli bir adamım’

Sen Davut gibi sonsuz adanmışlıkla aşk arasında kalsan hangisini seçerdin?

Yaşla ilgili bu biraz. Daha küçük yaşlarda hep aşkı tercih edecekmişsin gibi oluyor, sonra dengeyi buluyorsun. Bence dengeli bir adanmışlık, dengeli bir tutku, dengeli bir aşk. Davut ortada gidiyor, hikâyenin sürpriz kısmı da o olacak. Neler yaşayacak bilmiyorum ama zor bir seçim olacağı kesin. Celal Baba’ya duyguları çok büyük, Melek’e de hastalıklı bir aşk besliyor. Öyle ki kız yokken evine gidiyor, kokusunu alıyor, o varmışçasına kahve içiyor. İkisine de duyguları aşırı ve bu aşırı- lıklar büyük sonuçlara gebe gibi düşünüyorum. Bende bu aşırılıklar yok. Sakin, normal, dengeli bir adamım.

‘Hayatı doğuran kadınlar’

Davut’tan söz ederken “Hastalıklı aşk” dedin ya, hastalıklı kelimesinden hareketle soruyorum. Günümüzde hastalıklı zihniyetler yüzünden biz kadınlar her gün başka bir dehşet ya da şiddet tablosuyla karşı karşıyayız. Nasıl son bulacak bu?

Hayatı doğuran ve devam ettiren şey kadınlar. O yüzden herkes akıllı olsun! Kadınlar olmadan ne hayat olur, ne de devam edebiliriz. Çok hızlı normalleşmeye ihtiyacımız var. Birlikte yaşayabileceğimizi görmek için felaketleri beklememiz gerekmiyor. Hepimiz bizim gibi düşünmeyene de merhametli, vicdanlı ve saygılı yaklaşmalıyız. Bunu sağladığımızda ülkemiz daha yaşanılır bir yer olacak.

 

‘İyi anlatılan her hikâye dinleyicisini buluyor’

‘Ormanlardan Hemen Önceki Gece’ adlı tek kişilik oyunun devam edecek mi bu sene?

Edecek. Uniq İstanbul’la görüşüyoruz, olursa orada oynayacağız. Öte yandan 7-8 oyun aldım, onları okuyorum. Doğru oyunu bulursam bir oyun daha yapmak istiyorum. Ben hâlâ televizyonda kendimden çok hoşlanmıyorum. Benim mesleğim tiyatro. Tabii ki hepsinde oyunculuk yapıyorum ama kendimi daha iyi hissettiğim yer tiyatro. Hayatımın amacı tiyatro! İşini yapmak eğer sevdiğin bir işse her zaman yaşama tutunmanın en iyi yolu. ‘Ormanlardan Hemen Önceki Gece’ yalnızlıkla ilgili bir oyun ve kendimi yalnız hissettiğim bir dönemde bu oyun aracılığıyla yalnızlığı anlatarak o yalnızlıktan kurtuldum. Benim için bir tedavi süreci oldu. Çok da güzel tepkiler geldi oyuna. Ülkemizde tiyatro çok zor şartlarda yapılıyor ama iyi anlatılan her hikâye dinleyicisini buluyor.

‘Tiyatro filizleri yeşertenlerden olmak istiyorum’

Peki senden geriye nasıl bir hikâye kalsın istiyorsun?

Bir hikâye bırakıp bırakmamak diye düşünmüyorum ama ülke tiyatrosuna katkı sağlamak isterim. Yaşım büyüdüğünde bu ülkenin tiyatrosuna çok şey katmış, kendisinden sonra gelen insanları etkilemiş, tiyatro filizleri yeşertmiş insanlardan biri olmak istiyorum. Genco Erkal, Ferhan Şensoy, Tuncel Kurtiz ve Çetin Tekindor gibi. Onların bıraktığı izler çok önemli. Benim gibi bir sürü insan onları görüp izleyerek öğrendik. Benden etkilenerek bayrağı devralan ve hikâye anlatmaya devam eden bir kişi bile olursa kendi hikâyem için başarılı bir ömür yaşadığımı düşünebilirim.

‘Kolay ağlarım, utangacım’

Psikopat rollerindeki başarından dolayı “Bu adam gerçekten psikopat mı?” diyenler de var. Ben biliyorum ki çok duygusalsın. İçerdeki Rıza’yı anlatsana...

İnsanın kendiyle ilgili böyle şeyler söylemesi kolay değil. Duygusalım evet. Ne istiyorsun sen yıllardır benim içimden ya?

 Yüzün kızardı...

Benim bütün duygum yüzümdedir. Kolay ağlarım. Genelde utangaç ve içe dönük biriyim. Korumaya çalıştığım şeyse merhametim ve vicdanım. Hiçbir ideolojiyi, siyaseti bunun önüne koymadan vicdanlı davranmaya çalışıyorum.