‘Çocuksu biri değilim’

EKRANLARIN yeni bağımlılığı ‘Oyunbozan’da Yamaner Ailesi’nin en küçük üyesi Eylül’ü canlandıran İlayda Akdoğan, HT Magazin’e konuştu. Rol aldığı Oscar adayı ‘Mustang’ filminden sonra dikkatleri üzerine çeken genç oyuncu, yaşadıklarından çok etkilendiğini dile getirdi. Serhat Tutumluer, Gülçin Santırcıoğlu ve Tuvana Türkay gibi isimlerle çalışmanın büyük bir mutluluk olduğunu söyleyen Akdoğan, “Onlardan kapabileceğim o kadar çok şey var ki her çekim benim için eğitim oluyor” dedi.

 

‘Oyunbozan’da canlandırdığınız Eylül nasıl biri?

 

Eylül çok dengesiz ve büyük çıkışları olan biri. Bir yerde çok naifse, bir yerde pat diye anlık yükselişleri var. Duyguları uç noktalarda. Özünde çok minnoş bir kız aslında. Aile sevgi ve ilgi dışında verebileceği her şeyi vermiş. Eylül’ün hayatta en çok istediği şey ailesinin güveni ve sevgisi. Her ne yapıyorsa bunun için yapıyor. Aslında anne babasına çok düşkün olduğu için onlardan beklediği ilgiyi alamadıkça yöntemleri değişiyor.

 

‘ENTRİKA VE AŞKTAN OLUŞAN BİR DÜNYA’

 

Ece hayatına girdikten sonra neler değişecek?

 

Ece, Eylül’e çevresindeki insanlardan çok farklı davranıyor. Ece psikolog olmasına rağmen Eylül’e dadı olarak geldi. Eylül, ‘Senin yaptığın işi bir kurt köpeği de yapabilir’ dediğinde Ece, ‘Böyle olmasına sevinirim’ diye yaklaştığında Eylül bir an şaşırdı. Çünkü o hakaret etmişti. Ece onun dilini bilerek yaklaştığı için iletişim kurabiliyor ama Eylül, Ece olduğu sürece ailesinin ondan daha da uzaklaşacağının farkında. Ece’yi kullanarak ailesine ders verebilir.

 

Eylül dizide sadece evin şımarık kızı değil olayları karıştırabilecek potansiyele de sahip...

 

Ortalığı karıştırabilecek potansiyel onda her zaman mevcut. Kolay kolay rahat duracağını sanmıyorum.

 

Serhat Tutumluer, Gülçin Santırcıoğlu ve Tuvana Türkay’la oynamak nasıl bir duygu?

 

Muhteşem. Hele üçüyle birden olunca efsane oluyor. Onlardan kapabileceğim o kadar çok şey var ki her çekim benim için eğitim oluyor. Ece, Eylül’ün dadısı ama Tuvana benim için bir abla... Serhat abinin başka, Gülçin ablanın bambaşka tecrübeleri var. İkisinin sahnelerini tiyatrodaymışım gibi izliyorum.

 

 ‘Oyunbozan’ nasıl bir dizi?

 

Bence diğer dizilerin gittiği yönden farklı bir yere gidiyor. Güçlü bir kadın figürü var ve bu çok önemli. İnsanlar ‘Oyunbozan’da Ece’nin değişimini seyredecek. Her insandan kaptığı şeylerle nasıl bir insana dönüştüğünü görecekler. ‘Oyunbozan’da entrika ve aşktan oluşan bir dünya var. 

 

Diziye dair en çok merak edilen şey ‘Gölge’nin kimliği. Siz de merak ediyor musunuz?

 

Yönetmenimiz Emre Kabakuşak ve senaristimiz Altuğ Küçük biliyor. Bazen böyle kim falan diye takılıyoruz ama tabii ki söylemiyorlar. Dizinin içinde bu bir heyecan sebebi, çünkü her bölümde biriyle paralellik bulup ‘Acaba’ diyorsunuz. Sonraki hafta bir başkasından şüphelenebilirsiniz. Olamayacak tek kişi Eylül. Onun dışında herkes olabilir.

 

 

‘ÇOCUKSU BİRİ DEĞİLİM’

 

Eylül kolay sevilebilecek bir karakter değil. Bu rolün üstüne yapışmasından korkuyor musunuz?

 

Teklifi kabul ederken gıcık bir karakter olduğunu biliyordum ama seyredince ‘Yuh bu kadar gıcık mıyım?’ dedim. İlk bölümden sonra sette çalışanların akrabaları ‘Bu kız gerçekte de böyle mi?’ diye sormuşlar. Kolay sevilebilecek birisi değil, onu bu duruma getirenler utansın. Böyle şeyler oynamak bence keyifli. Büyük çıkışların olduğu karakterler daha keyifli geliyor bana. O dengesizliği sağlamak keyifli bir iş.

 

Oynadığınız karakterden etkilenir misiniz? Eylül’de böyle bir şey oldu mu?

 

Normalde bunu yaparım. Başkasında gördüğüm ve yaptığım şeyleri ‘Karşıdan böyle mi gözüküyormuşum’ deyip bıraktığım oldu ama Eylül’de daha öyle bir şey yaşamadım.

 

18 yaşındasınız ve sette yaşıtınız yok. Kendinizden büyük insanlarla çalışmak sizi nasıl etkiliyor?

 

Yaşları bana en yakın Tuvana ve Ozan vardı. Onlar bu konuda çok rahatlar, ben de çocuksu biri olmadığım için sıkıntı yaşamıyorum. Olmadığım biri gibi davranmak bana ters.

 

‘POPÜLER OLMA DERDİM YOK!'

 

Gelecekte oyunculuk mu yapmak istiyorsunuz yoksa başka hayalleriniz var mı?

 

Sonuna kadar oyuncu olmak istiyorum ama ünlü olmak için değil. Popüler olmak gibi bir derdim yok. Derdi olan işlerde yer almak istiyorum. Sosyal konulara fena halde takık olduğum için oyunculuğu insanlara bir şeyler anlatmak için kullanmak istiyorum. ‘Mustang’ filmi beni çok etkiledi. Orada evrensel bir konuya parmak basıyoruz. Yaptığım işin ne kadar etkili olabileceğini ‘Mustang’de gördüm. İleride senaryo yazmak istiyorum.’

 

İdol aldığınız biri var mı?

Birinin yolundan gitmek gibi değil ama ondan etkilenmekse benimki ‘Mustang’in yönetmeni Deniz Gamze Ergüven. Çekimler boyunca hamileydi. Yapımcı bıraktı, yeni yapımcı buldu. Bizi hep bir arada tutan, filmin kalbi oydu. Çocuğu oldu yine de festivalde bizimleydi. Onun yaptığı her şey bana bambaşka geliyor. Kadınların biraz daha alt seviyede görüldüğü bir toplumda büyük bir kadın figürünün yakınımda olması beni müthiş etkiledi.

 

Bu yıl sınava girdiniz. Üniversitede hangi bölümü okumak istiyorsunuz?

 

Sosyoloji veya sinema TV okumak istiyorum. Hiç çalışmadan günde 10 saat çalışan arkadaşlarımla hemen hemen aynı puanları aldım. Ama LYS’de fena halde patlayacağım sanırım. Bilen bilir ilk sınav okuduğunu anlamak üzerinedir. Çok kitap okuduğum için güzel geçti. Ama ikinci sınavda sırf bilgi soruluyor. İşte orada biraz çalışmam lazım ama okulun verdikleri dışında hiç test kitabım yok.

 

Bu konuda ailenizin tutumu nedir?

 

Ailem hiçbir zaman ders çalış diye baskı yapmadı. Kendi çözümlerimle bugüne kadar okulumu devam ettirdim. Eğitim hayatında da öyle tembel bir öğrenci değildim. Okul da set de bana istersem çalışabileceğim zamanı oluşturmada yardımcı oluyor. Benim rahatlığım onlara da yansıyor.

 

 

‘TÜRKİYE FRANSIZ KALDI BÜTÜN DÜNYA DESTEKLEDİ'

 

 

‘Mustang’ filmi festivallere gitti ve Oscar’a aday oldu ama Türkiye’de pek ses getirmedi. Sebebi sizce nedir?

 

Türkiye’nin Fransız kaldığı filmi bütün dünya destekledi. Gittiğimiz ülkelerde bir Afrikalı da bir Çinli de bu sorunları gündeme getirdiğimiz için teşekkür etti. Biz Türkiye’den bir hikâye anlattık ama bu evrensel bir sorundu. Türkiye’de her şeyin mükemmel olmasını istiyorlar. Türkiye’de insanların ortası yok. Ya çok beğeniyorlar ya da nefret ediyorlar.