'Oyunculuk bana hayatı anlatan yegâne rehber'

Bugüne kadar televizyon, sinema, tiyatro ve reklamlarda 175’i aşkın tiple karşımıza çıkan Erkan Taşdöğen, oyunculuğun kendisine hayatı anlatan yegâne rehber olduğunu söylüyor. “Varoluşçu bir insan olduğum için her günü ilmek ilmek ördüğümüzü düşünüyorum” diyen usta oyuncu şöyle devam ediyor: “Kadere inanmam ama kaleminizin ucundan çıkan hikâye sizindir. Kader dediğiniz şey de budur. Sartre’ın söylediği gibi: İnsan kendi geleceğinin mimarıdır”

 

SHOW TV’DE salı günleri yayınlanan Mayıs Kraliçesi’nde Celil karakterini canlandıran bunun yanı sıra Devlet Tiyatroları’nda beş yıldır Çehov Makinesi’ni oynayan usta oyuncu Erkan Taşdöğen ile Levent’te buluştuk. Usta oyuncuyla diziyi, tiyatroyu, kardeşlerini ve Zaga döneminde Okan Bayülgen ile yaptığı kimi hafızalarda halen yerini koruyan tiplemeleri konuştuk.

 

‘Mayıs Kraliçesi’ dizisinin kadrosuna nasıl dahil oldunuz?

 

İşin doğrusu fazla proje alan birisi değilim. Zamanım olmuyor, boyum yetmiyor falan. Ama bu arkadaşlar çok ısrarcı oldular. Tatil dönüşü görüştük, proje hoşuma gitti. Bir de proje geldiği zaman bunu yapan firmanın Mint yapım olması önemliydi. Seçici davranan biri olarak rol de çok hoşuma gitti. Özellikle ilk iki bölüme çok uzun zaman ayrıldı ve özen gösterildi. Sinema filmi çeker gibi çekildi. Geri dönüşler hep çok olumlu. Biz yaptığımız işten fazlasıyla hoşnutuz. Yolu açık gözüken bir yapım.

 

‘GENÇ ARKADAŞLAR IYI NIYETLI’

 

Diğer oyuncu arkadaşlarınız hakkında bir şeyler söylemek ister misiniz?

 

Ekip, tecrübeli ve genç oyuncular şeklinde ikiye ayrılmak zorunda. Tecrübeli oyuncular diziyi 1991 yılından 2015 yılına getirdiler. Kazım Akşar, Hatice Aslan, ben, Burak Hakkı ve Aşkın Şenol gibi deneyimli oyuncularla oldu. Şimdi biz işin yüzde ellilik kısmını genç arkadaşlara devrettik. Onlar da son derece iyi niyetli ve çalışkanlar. Dizide “Nehir, Alper, Oğuz” karakterlerini canlandıran genç arkadaşlara bakıp ne zaman dinleniyorlar diye kendime sormadan edemiyorum.

 

 ‘Celil’ karakterini canlandırıyorsunuz. Bu karakteri anlatabilir misiniz?

 

Celil kötünün yanında yer alıyor. Bütün kötülükleri kendi oğlu ölümle tehdit edildiği için yapmak zorunda kalıyor. Bir babanın evladına karşı koruma duygusuyla hareket ediyor. Hukuk devleti içinde başka türlü girişimlerde bulunabilir ama Celil karakteri için “Ama sen de niye savcılığa gitmedin” falan diyemeyiz. Çünkü bu bir dizi. Olaylar 3. bölümde çözümlenecekse 39. bölümü hedeflemenin bir anlamı yok. Kötülükler kötülüğüne devam edecek. Zaman içinde insanların karakterlerinin başkalaşması gibi şeyler yapacağız. Melek gördüğünüz karakter şeytanlaşacak.

 

Peki, kötü karakteri oynamanın artısı, eksisi nedir desem?

 

Artısı, biraz daha ekstra bir karakter. Eksisi ise sokakta dayak ve laf yeme ihtimaliniz yüksek. Bana da minik minik başladı. İnsanlar gerçek hayattan bir kesit olarak algılayıp “Allah cezanı versin, hiç acımadın mı o kıza vururken” falan diyorlar. İyi de teyze ilk bölümlerde her şey güllük gülistanlık olsa ikinci bölüme bir şey kalmayacak. Kimse iyilikleri merak etmiyor. Hayatlarımız herhalde çok sıkıcı ki bunları fazlasıyla sahiplenip izliyoruz.

 

 ‘Mayıs Kraliçesi’ni diğer dizilerden ayıran temel unsur nedir?

 

Mayıs Kraliçesi ilişki dozu ve çatışmaları çok yüksek. Bir yerden itibaren belli klişelerin üzerinde gidiyor ama edebiyattaki konu sayısı nasıl 52’nin üstüne çıkamıyorsa 53’üncüsü yok. Mayıs Kraliçesi gerçekten aksiyonuyla ve gerilim düzeyiyle iyi toparlanmış sağlam bir hikâye. Açıkçası bizi de hemen içine çekti.

 

‘BOY KOMPLEKSIM GERIDE KALDI’ 

 

Konuşmamızın başında “Boyum yetmiyor” dediniz, bu kafama takıldı. Bunu biraz açabilir misiniz?

 

Tabii ki espriydi. 52 yaşındayım. Boyum bu saatten sonra niye uzasın. Tüm gardırobu değiştirmek zorunda kalırım. Türkiye’de fiziğe bakıldığı doğru ama boyumla ilgili kompleksim artık çok gerilerde kaldı.

 

 Dizi sektörüne sürekli genç oyuncular katılıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Türkiye’de yılda 1000-1500 arası yeni oyuncu trafiğe çıkıyor. Piyasa bu kadar oyuncuyu kaldıracak kapasiteye sahip değil. Onları istihdam edemez. Doğal olarak genç tayfa üzerinde üç yılda bir yenilenme yaşanıyor. Şimdiki isimlerin çoğunu önümüzdeki beş yılda göremeyeceğiz. Nitelikli adamın nerede olduğunu bulamıyorsunuz. Bir de genç arkadaşlar, işin vitrin kısmı fazla olduğu için başka şeyler peşinde koşuyorlar. Ben 39 yıldır bu piyasadayım. Kişi özelliklerini koruduğu, amaca hizmet ettiği müddetçe ne boy, ne huy hiçbir şey ifade etmiyor. Bizim jenerasyon artık yaşlanmaya başlıyor.

‘OYUNCULUK BANA HAYATI ANLATAN YEGÂNE REHBER’
 

40 yıldır bu sektördesiniz, kariyer anlamında kendinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

13 yaşımdan beri dizilerde, filmlerde, tiyatrolarda, reklamda oynadığım karakter sayısı 175 civarı. Zaga döneminde oynadığım skeçlerin her biri ayrı bir tipti. Eğer siz bu karakterlerle yaşıyorsanız sürekli, işiniz zor. Ama onlarla işiniz bittiğinde ya da onların sizle işi bittiğinde birinizden birinin difrize kaldırılması gerekiyor. Bazen yolda arkamdan seslenip vampir diyorlar. Vampir o 175 karakterden sadece 1 tanesi. Ben niye onunla yaşayayım ki?

 

 90’lı yıllarda Zaga’da Okan Bayülgen ile “Elemanlar” adlı skeçleri hâlâ kimi hafızalarda tazeliğini koruyor. Buna ilişkin neler söyleyeceksiniz?

 

Zaga’nın başka türlü bir büyüsü vardı. Orada oynadığım skeçlerin neredeyse hepsi doğaçlamaydı. Mizah zekâsı ve cesaret olarak zamanın çok ötesinde işler yaptık. Şimdi bunu yapamam. Türkiye’de talk show işini en iyi yapanlardan birisinin Okan Bayülgen olduğunu düşünüyorum.

 

Bildiğim kadarıyla şu an ‘Çehov Makinesi’ adlı oyunda oynuyorsunuz. Nasıl gidiyor?

 

Evet. Çehov Makinesi adlı oyun bu sene beşinci sezonuna girdi. Türkiye’de sahnelenen en iyi oyunlardan biri diyebilirim. Benim için oyunculuğun en özel olduğu kısmı tiyatro oyunculuğudur. Oyunculuk yeri geldi hobim oldu, meşgalem oldu ve tek çıkış noktam oldu. Ama bana hayatı anlatan yegâne rehberimdi. Sahnede, aksiyonu ve gerilimi düşünmeye başladığınız zaman kafanız çalışmaya başlıyor. Varoluşçu bir insan olduğum için de her günü ilmek ilmek ördüğümüzü düşünürüm. Sartre’ın dediği gibi “İnsan kendi geleceğinin mimarıdır.” Kaleminizin ucundan çıkan hikâye sizindir. Kadere inanmam ama kader dediğiniz şey de budur.

 

Abiniz Selahattin Taşdöğen ve kardeşiniz Naci Taşdöğen de sizin gibi oyuncu. Kendileriyle iletişiminiz ne durumda, aranızda bir rekabet var mı?

 

Setten sete birbirimize set çalışanları aracılığıyla mesajlar yolluyoruz. Çok görüşemiyoruz. Biz aslında yedi erkek kardeşiz. Yedi kardeşi akşam rock orkestrası’nda gitar çalanlar var. Ağırlık sanatla uğraşıyor. Bir arada olduğumuzda sanat konuşmuyor, hayatı ele alıyoruz. Kardeşler arasında hiç rekabet yok. Abim ve kardeşimle tarzlarımız farklı. Üçümüzün oyunculuk serüvenine baktığımız zaman toplamda 120 yılı geçiyor. Türk halkının sempatisini kazanmış olmak bizim için en büyük ödül.